18 Ağustos 2017 Cuma

Türkiye Gündemi (2) -Karantinaya Alınan HDP-



Parklarda karantinaya alınan HDP:
Parlamentomuzun üçüncü büyük partisi, altı milyon oy almış olan Halkların Demokratik Partisi (HDP)'dir. Bu partinin iki genel başkanı, 11 milletvekili, onlarca belediye başkanı, binlerce parti üyesi ile yöneticisi tutuklu ve seçimle kazandığı belediyeler de, atanmış kayyumlara devredilmiş durumda… Dışarıda kalan vekillerin sayısı ise, günbegün değişken; nöbetleşe tutuklanıp, serbest bırakılıyorlar.

Şimdi dışarıda kalan vekiller de; seçmenlere ve tüm halka ülkede olup bitenleri anlatmak, yaşadıkları haksız, hukuksuz ve adaletsizlikler için farkındalık yaratmak amacıyla “Vicdan ve Adalet Nöbeti” tutmaya karar vermişler. Yani Sn. Kılıçdaroğlu’nun  “Adalet” isteğine bir de “Vicdan” sözcüğünü eklemişler.

Vicdan: her insanda var olan bir duygu, bu duygu kişinin, düşündüklerini, yaşadıklarını, eylemlerini ve çevrede yaşananları tarafsız olarak yargılar, denetler, sonra da onaylar veya karşı çıkar. Buna kişinin özdenetim gücü de denilebilr. Vicdan kişinin; haksızlığa, adaletsizliğe, koşullanmış önyargılara karşı duran, hoşgörüye ve barışa çağrı yapan bir erdemidir.

Bu nöbetler sadece adaletsiz davrananları uyarmak için değil, ayrıca adaletsizlik karşısında vicdanın sesine sessiz kalan çoğunluğa da; “vicdanının sesine sessiz kalma, ses ver” seslenişidir diyebiliriz.

HDP'liler sırasıyla;  Diyarbakır Ekin Ceren Parkı, İstanbul Yoğurtçu Parkı, Van Musa Anter Barış Parkı ve İzmir Gündoğdu Parkı’nda olmak üzere birer haftalık “Vicdan ve Adalet Nöbeti” tuttular.

-Peki, sizce bu amaçla yapılan toplantılar suç ve toplananlar da suçlu mu?

-Hayır suç değil, üstelik anayasada güvenceye alınmış bir insan hakkıdır.

-Öyle ise biraz da o toplantılarda yaşananlara bakalım. 

Şimdiye kadar yapılan her 4 toplantı da, aynı benzerlikte ve kuşatma altında yapıldığı için, anlatılacak olanlar ne zor, ne de karışık...

İsterseniz bu kuşatmanın özetini, Yugoslavya iç savaşı sırasında basın kartıyla Sırp asker ve polislerin tuttuğu kontrol noktalarını kolayca geçen, fakat Yoğurtçu Parkı’na girmekte oldukça zorlanan, usta gazeteci ve yazar Sn. Nazım Alpman’dan dinleyelim:

“Bütün park polisin çelik kafes bariyerleriyle çepeçevre kapatılmıştı… Ürpertici güvenlik önlemleri daha yüzlerce metre uzaktan başlıyordu. Eski adı Kenan Evren olan Fenerbahçe lisesinin bahçesinde elliyi aşkın belediye otobüsü park etmişti. Bunların tümü çevik kuvvet birimine aitti. Elli otobüs dolusu polis görevlendirilmişti. Oysa parka girmesine izin verilen kişi sayısı toplam 50 kişi idi...” (İsterseniz yazının tamamı...): http://www.birgun.net/haber-detay/vicdansizlik-ve-adaletsizlik-173539.html

Yaslara göre kurulmuş, seçimde 6 milyon oy almış bir partinin halkıyla buluşması, şimdiye kadar gittikleri 4 ilde de işte böyle engellendi. Daha doğrusu engellemeye çalıştılar demek gerekir. Çünkü vicdanlar bu engelleri onaylamaz...

Siz sadece 50 kişinin toplanmasına karar vermekle, o partinin halkı ile buluşmasına engel olarak, bir suç işlemişsiniz demektir. Ayrıca o elli kişinin bulunduğu parkı, bilmem kaç metrekare çelik bariyerle kuşatıp, kuşatılmış onların her birisine karşılık bir otobüs dolusu polis göndermişseniz, size sormak gerekir:
- Neden bir partinin seçmenleri ve halkla görüşmesini engelliyorsunuz?
- Eğer suçlularsa (ki suçlu olsalardı, nice suçsuzun tutuklu olduğu bu günlerde onlar da içeride olurdu), bu kararı niçin mahkemelere bırakmayıp siz onları bariyerler arkasına koyuyorsunuz? 
-Niçin iktidar, Vali, Polis işbirliği içinde insan haklarını kısıtlıyorsunuz? 
-Siz ki, her gün iktidarın nimetlerinden yararlanıyor, meydanlarda, ekranlarda, parmak sallayıp, meydan okuyor, tehdit ediyor ve onları hep şikâyet ediyorsunuz. Niçin bunlarla yetinmiyorsunuz? 
-Eğer bunlar suçlu ise, yargılayıp tutuklayın, yok eğer suçsuzlarsa, neden onların demokratik haklarına engel oluyorsunuz? Neden!...
-Tüm bu yaşananlar; içeride ve dışarıda nasıl görülür, neler düşündürür, bunları hiç düşündünüz mü
-Bu görsellerle; ele güne, hatta dünyaya karşı komik duruma düşmez mi ülkemiz? 

Zaten HDP'nin sesini duyurabileceği medyaları kapatmışsınız. Havuz medyasında her gün onlara hakaretler yağdırılıyor. TRT'ye hiç çıkamıyorlar, diğer medyalar da korkularından onları ekranlara çıkarmıyor, haberlerini vermiyor, isimlerini bile anamıyorlar. Şimdi de yeni algılarla korku iklimi yaratıp, onları halktan uzak tutmaya çalışıyorsunuz. 

Ve tüm bunları unutup bir de, dünyaya “Hukuk mu, guguk mu?” dersi vermeye çalışıyorsunuz.  

Demek ki AKP iktidarı; “vicdanlara seslenerek adalet istemenin” bir salgına dönüşeceğinden korkuyor. Yoksa, “Adalet ve Vicdan Nöbeti” tutarak vicdanlara seslenmek isteyenleri neden karantinaya alsınlar ki… 


***
Tüm olagelen zalimlik, hukuksuzluk ve adaletsizliklere, alkış tutup, gaz veren, körük olup başka yangınlara neden olan (Havuz ve Perinçek medyası gibi) “odun kırıcının hınk deyicileri”  de var...  Onlar da; “Halk ilgi göstermedi” diye manşetler atıyor, tüm yaşananları, sıradanlaştırmaya çalışarak, yeni yeni algılar oluşturmaya devam ediyorlar.

Şimdi bu yandaşlara; yaşanan tüm acılar ve açılan yaraları tek tek sıralayıp; peki, bunlar ne, diye soracak olursanız, hemen görmedim, bilmiyorum, duymadım deyip "üç maymunu” oynarlar. 

Doğu Perinçek'in tanıklığında, yeni bir de slogan üretmişler: “En Adaletli Yargı Türk Yargısı” diye... Ey sokakları görmeyen, çığlıkları duymayanlar: Adalet sağlamayan yargı, hiç "Adaletli" olabilir mi?

Günlerdir AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, CHP genel başkanı Sn. Kılıçdaroğlu’’na, "Sen 29 gün o yolda yürüdün güvenliğini hükümet sağladı…” diyerek sanki bu iş hükümetin bir görevi değil de,  bir lütufmuş” gibi kakınç yapıyor. 

Durun bakalım hele, henüz tek tip elbise giydirmeyip, sadece parklarda karantinaya aldıları HDP’liler için de bir gün ekranlara çıkıp; “Sizi haftalarca refakatçisiz olarak karantinaya aldık be!...” diyecekler mi, göreceğiz...



NOT: “Türkiye Gündemi” çok yoğun, yazmaya devam edeceğim.



Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

1 yorum:

  1. Merhaba dostum. Şimdi asıl karantinaya alınan adalet. Adaletin karantina altına alındığı ülkede de özgürce düşünceyi ifade etme çok lüks kaçar. Bugün Türkiye'de yaşanan bu. Tehdit altında tutulan sadece altı milyon oy almış HDP değil ana muhalefet partisi dahil iktidara muhalif olan herkes aynı tehdit ve baskı altında. Bu baskı kimine açıkça kimine örtülü olarak uygulanıyor.

    YanıtlaSil