Emin TOPRAK -Dostça-
Emin TOPRAK -Dostça-
21 Ocak 2026 Çarşamba
30 Aralık 2025 Salı
"Gazozcu Çığırtkanlar!"
Evet, her ömrü var eden, bahar yaşatan ve tüketen saat-gün-ay-yıl gibi ölçüm birimleri vardır.
Düşünmek serbest olduğuna göre isteyen yeni yıla istediği gözle bakıp farklı anlamlar yüklesin dursun.
Değişmez olan tek şey dünyadaki 'diyalektik' değişim-dönüşümdür. Bu çelişkiler süreciyle ile başlayıp yol alır: tez-antitez-sentez ve sonsuz yaşamın değişim dönüşümü.
Yüzyıldan beridir: Kürtler; onların tarihi, coğrafyası, dili, kültürü yoktur diyen inkarcı faşist anlayış türedi.
Fakat bu anlayış yaşanan değişim dönüşüm sonucu olarak bugünlerde: "Türkiye'de “Kürt halkı” diye ayrı bir siyasal özne yoktur. Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlarımız vardır." noktasına geldiler.
Bu inkarcı anlayış, sportif karşılaşmalarda bile kitle psikolojisi kullanarak taraftarları ele geçiriyor. Ve oluşan coşku havası da taraftarın: neden-niçin sorgulama ve düşünme fırsatı bulamadığı bir süreci başlatıyor.
Ve aklın-mantığın dip, duyguların zirve yaptığı anlar başlar...
Bursaspor-Somaspor karşılaşması da aklın-mantığın dip, duyguların zirve yaptığı bir maç olmuştu.
Tahrik edilen taraftarlar da şuursuzca; o maçla ya da futbolla hiç ilgisi olmayan bir kadına yönelik ırkçı-cinsiyetçi bir nefret suçu işliyor.
Hedef alınan kadın ise; Kürtlerin dili, kültürü, insan hakları için özgürlük savunucusu olmuş, bu uğurda ailece bedel ödemiş Leyla Zana...
Halkımızı oldukça sarsan bu olayın hemen peşi sıra da bu tuzağın hazır asıl failleri de "suçlu psikolojisi" ile ortaya çıkıverdiler. Bunlar, politik çıkarları, karanlık hedefleri örtüşenler olarak sıralanan: Ümit Özdağ, Ümit Dikbayır, Cemal Enginyurt vs. gibi arkaik düşüncelilerdi.
Bir arada yaşayan farklı kimlikler ancak; vatandaşlık görevlerini bilerek ve sosyal yaşamın acı-sevinçlerini ortaklaşıp paylaştıkça bütünleşme sağlanabilir.
20 Aralık 2025 Cumartesi
"Peri Vadisi Günlükleri"
Şerefnaz da benim gibi "Peri Suyu Vadisi" tutkunu imiş. Onun da çocukluğu, ilkokul yaşamı burada geçmiş. Darbeler, depremler, zalimliklerden benden daha çok pay almış. O coğrafya ile sosyoloji için önemli bir "açık tanık" olmuş.
Coğrafya koşulları ve sosyal dokudan kaynaklı bazı yaşanmışlıklar; her bebek-çocuk-genç-yetişkin kişinin kimliğine, psikolojisine derin-karmaşık izler bırakır. Bunlar zamanla birikir ağır bir yük ve hafızaya dönüşür.
Kimileri bu yükleri: 'kader' sayıp şükreder, sabır diler, taşır ve susar.
Şerefnaz ile onun gibi düşünenler ise; insani olmayan bu 'yükler' ile yüzleşir, çatışır, savaşır, onları sorgular. Ve bu yükler geleceğe de yük olmasınlar diye arayışta bulunur, yazar, çizer, konuşur.
O zaman ve öncesinde de bu vadilerin tepelerinde yaylalar, derinlerdeki ova-tarla-bahçeler olurdu. Ezidi-Alevi-Sünni-Hristiyan gibi farklı inanç sahibi Ermeni ve Kürt halkları, hayvan besler, aş kazandıran işleri yapardı. Yani farklı ırk, inanç, diller karşılıklı hoşgörü-sevgi-saygı-barış ve gökkuşağı uyumu içinde komşu olmuş bir arada yaşardı.
Peri Suyu'nun, o uğultu-iniltili hafıza içinde: bu topraklarda doğup gelişen: börtü-böcek-nebat- hayvan-insan tüm canlıların: meleyişi-klamı-govendi, sevinci-acıları-çığlıkları-masumiyeti, sınama-yanılma-öğrenme anları, darbe-deprem yaraları, direnişleri-yenilgileri gibi gibi tüm yaşam kavgaları, dirençleri ile bunlara dair tanıklıkları vardı.
Ve o zamanlarda Peri Suyu tüm bunları alarak Mezopotamya'yı aşar çok uzaklara okyanuslara taşırdı.
Bizleri de o vadinin; iklimi, havası, suyu, artıları, eksileri besledi, bezedi, büyüttü. Böylece oluştu sesimiz, bakışımız, direnciniz, duyarlılıklarımız. Ortak geçmişler, insanlar arasında görünmez ama son derece güçlü bağlar kurar.
Kayıpları, acıları, çok az da olsa sevinç yaşayan masum halkı; diri tutan irade ve direncin sembolü…
Toprak, su, nebat ve havanın bize dair hafızası vardır. Dokunup, yüzleştikçe gün görür, dile gelir bu hafıza.
Kürtleri-Alevileri hedef alan “karanlık-planlı-ayıplı işler”e dair belgeler, zırhlı karanlıklarda saklı olsa da. Canlı kalabilmiş canlarımız ortaya çıkarır, herbiri kirli-karanlık insanlık/nefret suçu olan:
Jitemi, kontrgerillayı, beyaz torosları, faili meçhulleri, asit kuyularını, yeşili, köy yıkma-yakma-boşaltmaları,.. gibi gibi vahşetleri...
Bazen de Susurluk gibi tesadüfi kazalarla ortaya çıkar şer işleri ve pislikleri...
Egemen güç ve işbirlikçileri çıkarları için sürekli ırk ve inanca dayalı algı ve yalanlarla halkları 'düşman-kafir-öteki' saydırıp çatıştırmış.
Böylece bu topraklarda uyumlu ve barış içinde yaşam son bulmuş, bencillik, düşmanlık artmış. İnsanlara: 'Tanrı bile yoktu' dedirten yaşanmışlıklar çoğalmıştır.
Nice karmaşa ve travmalar yaşansa da egemen güç onları sürekli; asker yapıp vergi almış... Bu vadinin iniltilerini, çığlıklarını hiç duymamıştır...
Son söz:
Sevgili öğretmen arkadaşım Kemal Seven, "Peri Vadisi Günlükleri" için çok güzel bir "önsöz" yazmış. İşte onun bir cümlesi:
“Bir solukta okuduğum öyküler arasında sonu sevinçle biten bir anlatıyı gözlerim boşuna aradı... ”
Bence siz de okuyunca aynı duyguyu yaşayıp: 'Kemal Seven haklıymış!" Diyeceksiniz. Ve peşi sıra da bu normal dışı yaşanmışlıkların nedenlerini bir bir sayıvereceksiniz.
Hepinize iyi okumalar dilerim.
Sevgili Şerefnaz kardeşim, yolun açık olsun...
22 Ekim 2025 Çarşamba
Demokrasi ve Barış Düşmanları Durmuyor!
TBMM açılışında: Cumhurbaşkanı Erdoğan ile DEM yöneticilerinin birlikte olduğu birkaç görseli günlerdir sosyal medyada dolaşıma soktular. O karelerden cımbızlanan jest ve mimikler konusunda yorumlar devam ediyor.Bu konuda ben de çokça yazı ve yorum okudum, dinledim, görsel izledim.
Sustum.
Ve sonunda bi’şeyler yazmaya karar verdim.
Bildiğiniz ve gördüğünüz gibi insanlar, bilimsel bulguları insancıl ve bencil şekilde yani birbirine zıt iki amaçla kullanırlar.
İnsancıl anlayış; Psikoloji, Sosyal Psikoloji ve bütün iletişim tekniklerini, insanların barış içinde yaşaması için kullanır...
Bencil çıkarcı anlayışlar ise; “sadece benim olsun” diyerek hakları gasp edip sömürür…
İkinci anlayışın egemenliği yurdumuzda yaşamı bize dar etmiş durumda.
Böylesi süreçlerde, zıtlar yani insancıl ve benciller bir araya gelir (çünkü onlar çatışıyor).
Uzlaşma; ben seni tanıyorum ve anlıyorum demektir.
Uzlaşı masasında sadece melekler olmaz ki!
Oturanlardan biri, diğerine: “Ben seni tanımıyorum ve anlamıyorum” derse o masadan bir uzlaşı çıkar mı?
"Niçin ordalar!" diye eleştirilenler DEM partili… Yıllardır onların insan hakları gasp ediliyor! Ve şimdi de DEM: demokrasi-adalet-barış olsun diye el uzatıyor!
Uzlaşı istiyorlar uzlaşı!
Peki, ne isteyeceklerdi?
O halde: "Evrensel hukuk, bağımsız yargı, demokrasi, özgürlük, laiklik ve barışı isteriz…” diyenlere soruyorum:
Diyelim ki; masanın karşı tarafında Derneğinize/Sendikanıza el uzatmış ve “gelin konuşalım” diyen bir MEB’in Bakanı var.
O bakan da uygulamalarıyla: evrensel hukuk, bağımsız yargı, demokrasi ve özgürlükler, laiklik, barış ve emek … gibi değerleri tanımayan biridir.
Siz bu “nedamet” gösteren bakanla görüşmek istemez misiniz?
Süregelen bu haksızlık, uzlaşmazlık ve çatışmaların durmasını, tarafların karşılıklı saygı ile barış içinde yaşamasını istemez misiniz?
SONUÇ OLARAK:
Bu buluşma siyaseten çok doğrudur “demokrasi ve barış” için devam etmelidir.
Ancak; buluşmadaki kişilerin görsellere yansımış jest ve mimikleri iktidar için birer “algı” haline gelmiştir.
Bu kirli politikanın durması için yetkililerin, kamuoyuna ve partilerine bilgi verip özeleştiri yapmaları da bir zorunluluk olmuştur.
03.10.2025
Emin TOPRAK
15 Eylül 2025 Pazartesi
Okullar açıldı...
2023 yılına ilişkin bir TÜİK istatistiğine göre:
"Türkiye'de en zengin %20’lik kesim toplam gelirin yarısını alıyor!"
2023 oranını 2025 için de geçerli sayıp devam edelim:
Ocak 2025'de nüfusumuz: 85.664.944 kişiymiş.
O halde yurdumuz zenginlerinin (%20): 17.132.989, fakirlerinin (%80) de: 68.531.955 kişi olduğunu ve bunların toplam geliri de eşittir diyebiliriz.
Bu durumu ‘masal’ diliyle şöyle anlatabiliriz:
Bir varmış bir yokmuş …
Bereketli dağları ovaları, gür suları, birçok hayvan olan çok güzel bir diyarda, biyolojik eşitliği olan huyları farklı beş insan yaşarmış…
Bunlardan biri; hiç çalışmaz, dört kişi kadar yemek yiyen, doymak bilmez zalimin biriymiş. Dört kişi de söz dinler sürekli çalışırmış…
- Bütün yüz eşit parçaya bölünmüş 100/100 ve 20 parça, 80 parçaya eşit(!) olmuş!
- Bütün beş eşit parçaya bölünmüş (5/5) ve 1 parça (1/5), 4 parçaya eşit(!) olmuş!
- 1 = 4 (!) demektir.
İktidar; devlet korumasındaki: doğayı, çevreyi oradaki tüm canlıları ve yaşamı kaynaklarını koruma görevini unutmuş/bırakmış gibi. Fakat bu yaşam alanı ve yaşamları çıkarları için yok eden 'yandaşlara': hem seyirci-sessiz hem de koruyucu oluyor.
Doğadaki katliam, talan ve zalimlik yüzümden zarar gören/görecek olan: köylü-işçi-memurları doğal olarak bu haksızlıklara karşı çıkıyor. Devlet güçleri de karşı çıkan haklı halkı: korku, darp ve tutuklama yaparak sindirmeye ve etkisizleştirmeye çalışıyor.
İcra-iflaslar çok artmış, ekonomi çöktü çökecek...
Can-mal güvenliği ve özgürlükler kalmamış, dört bir yanı bir korku iklimi sarmış...
Herkes: "Acaba yarın nasıl bir güne uyanacağız?!.. " diye endişe ve korku içinde...
23 yıllık yıpranmış iktidar şimdi de ömrünü uzatmak için hiç durmuyor.
Yurdumuzda bu sosyal iklim varken ve henüz sıcak-kurak yaz sonbahara evirilmemişken, bir de okullarımız açıldı. Geleceğimizin umudu 19 milyon çocuk ile gencimiz coşkusuz olarak yeni bir ders yılına başladı.
Evet okulların açılırken; öğrencinin, öğretmenin ve velinin hiç coşkusu yoktu.
Bu ortamda öğrenci-veli-öğretmen nasıl/niçin coşkulu olsunlar ki?
Yukarıda sayılan birkaç gerçeğimizin hangisiyle 'umut' beslenir ki!
Yani geleceğimizin güvencesi çocuklar; anaokulundan, üniversiteye tüm okul seçimlerini; ilgi, istek ve becerileri önceleyen bilimsel yol yerine ana-baba parası ve egemen kimlik ve inanca göre yapılmaktadır.
1 Eylül 2025 Pazartesi
“Bi’ şey yapmalı”
Şimdi de siz haklı olarak: "Peki geçen 78 gün içinde sen verdiğin sözün gereğini yaparak çok okudun mu, yeterince dinlenebildin mi?" diye sorabilirsiniz.
-Eskiden okuduğum 'bazı kitapları' yeniden ve yeni çıkanlardan da da okuyarak sözümü tuttum. Ancak gereğince dinlenmedim.
Bu durumun; doğadan, toplumsal yaşamdan ve kendimden kaynaklı birçok nedeni var.
Doğanın, müdahale kabul etmeyen döngüsü; yaşamı, sürekli olarak değiştirip, dönüştürerek oluşturur: gün, ay, mevsim ve yılları.
Ve böylece aynı iklim kuşağı yaşayanlarına; güneşin, rüzgârın, selin, yağmurun, yangının, depremin... “nimetleri" de külfetleri” de eşit dağılır.
Bir de insanların yaşama tutunmak için kurdukları ülkeler var. Ülke insanının bilimi, akılı ve emeğiyle; doğa “nimetleri" çoğalır, "külfetleri" de azalır.
Fakat eğer bir ülkede az 'nimet', çok 'külfet' varsa, bilin ki o ülkede; bilim, ahlak, hukuk, adalet dışı çokça sorun var!
Dünya kurulalı beri 'devlet veya yönetimleri' hiç adil olmamış hep zenginden taraf olmuşlardır. Dünyanın şimdiki toplam gelirinin %50'si (yani yarısını), nüfusun %1'i yüzde biri zenginlere aitmiş. Diğer %50'si yani yarısını) ise nüfusun %99'u eşitsiz olarak pay ediliyormuş! Buna göre bir (1) kişi 99 kişi kadar pay alıyor!
Bu doymak-durmak bilmeyen yüzde 1'lik sömürücü emperyalist güç, sınır tanımıyor, dünyanın sosyal dengelerini bozuyor, yaşamı zorlaştırıyor. Kendilerine alan açamayan veya buyruklarına uymayan-direnen ülkelerde işbirlikçilerini kullanarak çatışma-savaş çıkarıyor.
ABD 23 Haziran günü sudan nedenlerle 18 saat gidiş, 18 saat dönüş yapan bombardıman uçakları (havada birçok kez yakıt ikmali yaparak) İran'ın stratejik noktalarını yakıp, yıkıp, yok ettiler.
Bazı güçsüz-zengin ülkeleri de üstenci ego diplomasisi ile, yani yüz yüze veya telefonla tehdit, şantaj, pazarlıkla 'ikna' edip kolayca avladılar.
Bu kadar dünya genellemesi yeter deyip biraz da ülkemize bakalım.
***
23 yıllık iktidar, sadece nüfusun yüzde 1’lik yandaş sömürücüleri için çalışıyor. Onlara çok kazansın diye, gece-gündüz çalıştırılan mecliste sayısal üstünlüklerini kullanarak muhalefetin hiçbir önerisine uymayan yasalar çıkardılar.
Bu yasalarla kent ve köylerin yaşam kaynağı olan: dere, dağ, orman, maden, zeytinlik ... zehir saça saça yok ediyor ve kapanmaz yaralar açtılar ve ekosistemi vahşice bozdular.
İktidar, yangın, deprem, sel gibi doğa olaylarını 'kader' sayıyor. Ve gerekli önlem ve ekip-ekipman sağlamıyor. Fakat o "kader" saydıkları olaylar yurdun her tarafında sık sık oluyor.
Bu yıl da oldukça sıcak-kurak bir yaz ve o "kader" saydıkları olaylar yurdun her tarafında ve sık sık oldu. Ve Orman Genel Müdürlüğü 17 Ağustosta:"2025 yazında 64 bin 500 hektar alan yandı." diye açıklama yaptı.
O alanlarda bitkiler meyveleriyle, arılar ballarıyla, börtü-böcek ve milyonlarca hayvan yavrularıyla yanarak yok oldu!
Eski yaraları sarılmamış halk; yine can-mal kaybı ve büyük acılar yaşadı!
Maden ocaklarında yeni patlamalar-çökmeler-ölümler oldu.
Canlıların tüketimi için gerekli su kaynakları azaldı!
Kuraklık ve sahipsizlik yüzünden Seyfe Gölü kurudu!
Evet İktidar ülkeyi yönetemiyor ve çok korkuyor!
Peki, niçin yasama-yürütme-yargı güçlerini tek elde toplamış bu 'güçlü' iktidar yönetemiyor ve korkuyor?
Çünkü; ülkede sosyo-ekonomik ve siyasi çöküş başlamış!
Çünkü; iktidar halkın gözünde yavaş yavaş eriyip tükeniyor!
Çünkü; "Artık yeter!" diyenler CHP'yi iktidar yapmak istiyor!
İktidar tükeneceğim diye paniklemiş durumda. Bu panik içinde, görevi halkı eşit-adil-güven içinde yaşatmak olan devlet güçlerini kullanarak halkın demokratik talepleri engelliyor.
Yönetemiyor fakat sürekli olarak iktidarda kalmak istiyor ve telaş içinde. Bulduğu çare: daha önce solcular ile Kürtlere uyguladığı haksız-hukuksuz 'siyasi' tutuklama sınırlarını genişletmek. Böylece güçlü rakibi CHP'yi yıpratmak kadrolarını saf dışı etmek! Ve 19 Mart kitlesel tutuklamaları başladı, aralıksız sürüyor.
Sırf algı olsun, halk görüp korksun diye, güvenlik güçleri tv kanalları için çekim hazırlamıştı. Her tutuklu iki polis eşliğinde onlarca kelepçeli geçişi!
Bu ayıplı kuyruk gösterisini TV'de gören-izleyen herkes irkildi ve Hitlerin Nazi Kamplarını anımsadı.
Belediye borsası! Avukatlık borsası!
Sahte diploma ile akademisyenlik borsası!
Şaibeli LGS Sınavları!
Peki, duydunuz mu? 2025 ÖSYM sınav sonucuna göre: 179 aday sıfır ya da eksi netle bazı ön lisans ve lisans programlarına girerek üniversiteli olmuş! Hatta bunların arasında burs kazanan bile varmış! Ayıca bu ilk de değilmiş, 2023'te 107, 2024'te de 203 gencimiz sıfır ya da eksi netle üniversiteli olmuş!
Türkiye'nin en önemli sosyal sorunu Kürtlerle Barışık olmamaktır. Bu demokratik hak ve özgürlükler sorununu TBMM'de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunu görüşüyor.Görüldüğü sorunlarımız ünlem ve sorularla uzayıp gidiyor. İlginç bir anımsatma yaparak noktalamak istiyorum.
CHP listelerine girerek halkın oylarıyla yıllarca milletvekili-belediye başkanı olmuş bir kişi vardı. Bu kişi günlerce yazılı medya TV kanallarında günlerce tartışılan gündem konusu oldu. Özetle diyorlar ki, iktidar elemanları bu kişinin bazı açıklarını bulmuş ve ona: "Ya bize katıl ya da 6 metrekareye tıkıl demişler…".
O kişi de düşünmüş taşınmış ve: 'özgür birey' yerine 'bağımlı' olmayı seçerek AKP’li olmuş.
Ve bu ‘ünlü’ kişi yapılan 'hoş geldin' töreninde; mikrofonu alarak yeni yaşamı için bir saye (gölge) istediğini TV canlı yayında milyonlara: “Artık Cumhurbaşkanımın himayesinde hizmete devam edeceğim.” deyiverdi!
Moğollar'ın deyişiyle: “Bi’ şey yapmalı”.
Ne mi yapmalı?
14 Haziran 2025 Cumartesi
İKLİMLER
Kutuplarda iklim hep 'soğuk' olduğundan denizler-nehirler buz tutar, orada yaşam sürenler ise sıcaklığa-güneşe hasret olurlar.
Bizim gibi 'dört mevsim' iklimine alışmış olanlar için; ekvator iklimi: 'çok sıcak', kutup iklimleri 'çok soğuk' ve ömür boyu oralarda yaşamak da çok zordur.
İklim; yaşam tarzını belirleyen en önemli faktördür.
Canlıların zorluklarla kazandığı zafere 'yaşam' denir.
Dört mevsimli iklimlerde en fazla zorluk 'kış' aylarında yaşanır.
Evet, Türkiye'de neler oluyor?
Uluslararası kuruluşlar; her yıl dünya ülkelerini kıyaslayıp sıralayan pek çok araştırma yapar.
Türkiye'de hemen her yıl; Hak, Hukuk, Adalet ihlalleri, Ekonomi ve Eğitim sıralamalarının en sonlarında bir yer alır.
Bu yüzden de yıllardır yurdumuzda; iklim kurak, yaşam zor, insanlar mutsuzdur!
İşte dünyadaki yerimiz gösteren bir belge:
IMF'nin 190 ülkeden topladığı Ocak 2025 enflasyon verilerine göre:185 ülkenin enflasyonu Türkiye'den daha düşükmüş. Böylece enflasyon konusunda dünyanın en kötü 6. ülkesi olmuşuz!
Yurdumuzun geleceği ve güvenliğini düşündüren iki sayısal haber de şöyle:
- YÖK açıklamasına göre; 21-22 Haziran (bir hafta sonra) günü yapılacak Yükseköğretim Kurumları Sınavına 2 milyon 560 bin 640 başvuru olmuş. Bu sayı başvuruların; 2024 yılına göre 560 bin 230 kişi, 2023’e yılına göre de 1 milyon kadar azaldığını göstermektedir.
- Türkiye'nin 299.924 kapasiteli 396 cezaevlerinde 409 bin 617 hükümlü ve tutuklu varmış. Bu bilgiye göre bizdeki hükümlü ve tutuklu sayısı dünyadaki 59 ülkenin nüfusundan daha fazlaymış!
Niçin yurdumuz sosyal-ekonomik-siyasi sisli puslu bir iklimde?
Dünya sıralamasının en sonlarından ne zaman-nasıl kurtuluruz?
Sevgili Okurlarım;
Her yıl yaz gelince yazı yazma isteğim azalıyor. Bu yaz da böyle olacak gibi. Ayrıca bu durum benim için bir alışkanlığa dönüşmüş olacak ki: "Yaz boyu hem dinlenir hem de daha çok okurum." diye bir de bahane bulmuşum kendime!...
Eylül ayında barışçı-demokratik ve yaşanır bir iklimde buluşmak üzere hepinize sevgiler saygılar...
.png)






