30 Mayıs 2014 Cuma

Bir vatandaş ve iktidar


Bazen yazdıklarım ve de yazamadıklarımı karşı karşıya getirip, iç konuşmalar yapıyor, kendime kızıyor ve söyleniyorum. Hep eleştiri, hep eleştiri!.. Hiç mi iyisi/doğrusu yok bunların!?.. Deyip özeleştiri yapmaya çalışıyorum. Sosyalist öğretinin bir sempatizanı olarak önem veririz kendimizle yüzleşip özeleştiri yapmaya. İşte bu yüzleşme için zaman tüneline girip geri geri gidiyorum:

“Bizim bizden başka dostumuz yoktur, tüm komşu ülkeler kötü, biz iyiyiz.” Bu anlayışta olan birey ve toplumun tanısını psikoloji, yargılamasını da tarih yapar. Yeni iktidar; bu anlayışı sorgularcasına,  komşularla görüşüp konuşmaya, birlikte futbol maçı izlemeye, ortak bakanlar kurulu oluşturup, dostluk görüntüleri ile süslenmiş fotolar çektirip, birlikte tatillere çıkmaya başlatmıştı. Ve ayrıca Avrupa Birliği, Kıbrıs gibi konularda cesur girişimlerde bulunmaya başlamışlardı. Bir vatandaş olarak bunlara sevinmiş, mutlu olmuştum. Bu eylem ve söylemlerine alkış tutmuş fakat oy vermemiştim.
(Şimdi ne oldu?  Sadece komşu ülkelerimizle değil dünya ülkeleri içinde de'değerli yalnızlık' dönemini başlattık…).
Bu ülkede yaşayanların sadece; aynı din, aynı dil, aynı ırk, aynı …, ‘lardan oluşmadığını da fısıldamaya başladılar. Tarihsel geçmişimizde yaşanan kıyımları, acıları hatırlayıp onlarla yüzleşmek, aynı coğrafyada birlikte yaşadığımız insanların kendi özgünlükleri olan; din, dil, ırk ve inançları ile yaşamalarının sağlanacağını düşünmüşçesine, Kürtlerle barışmak için, Habur süreci, Sünnileştirmeye çalışılan Aleviler için Alevi açılımı, Dersim katliamı için Dersim yüzleşmesi gibi söylemlere de alkış tutmuş, fakat oy vermemiştim.

Eğer iktidar Alevi açılımı ile Dersim yüzleşmesi söylemlerinde samimi olsa ve muhalefetin dolduruşuna gelmeyip –kıyafet zorunluluğu- ister gibi sudan nedenlerle Habur sürecini çökertilmeseydi; şimdilerde barış ortamı oluşmuş, insanları karşı kamplara ayırıp vuruşturan ilkel anlayışlar bitmiş, insan ve gelir kaynaklarımızı tüketen faşist anlayışların savaşları son bulmuş olurdu).
...
Yıllarca halkına zulüm eden; vesayetçi, işkenceci ve faili meçhullerin faillerini TV ekranlarında tanımlıyor, gözyaşı döküp, şiirler okuyor ve bakın işte onları topluyoruz! der gibi, pek çok suçluyla birlikte (tek tük de olsa), bazı suçsuzları da harar çuval içine dolduruyorlardı. Elbette suçsuzlar zaman içinde ayıklanır diye düşünerek buna da alkış tutmuş fakat oy vermemiştim.

Peki şimdi ne oldu?  

Bu gün bozuştukları (beraber yürüyüp, birlikte paylaştıkları) eski ortaklarını yok etmek için planlar yapıyor. Dün teşhir etmeye çalışıp yok etmeye niyetlendikleri; vesayetçi, işkenceci ve faili meçhullerin faillerinden af diliyor, onlara paralellerce kumpas kurulduğunu söyleyerek anti paralel yeni bir ittifak kurmaya çalışıyorlar...
...
1982 Anayasası, bir darbe ürünü, her parti buna karşıymış gibi davranıyor, fakat haydi dendiğinde niyet okuyuculuğuna başlayıp amaları sıralıyorlar. İşte bu darbe Anayasası ve türevi yasaları değiştirmek için yetki istiyordu iktidar. O güne kadarki yalan/yarım kalmış söylemlerine oy vermesem de alkış tutmuş fakat söylemde kaldığı için kendimi, aldatılmış hissedip üzülmüştüm. Oysa şimdi darbe Anayasası değiştirecekler diye hem alkışlayıp hem de yetmez ama evet deyip uzatıvermiştim elimi…

Sonra ne mi oldu? 

Önce aldıkları yetki ile beraber yürümek için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na düzen getirip, tüm kadroyu yenilediler. Bir vesayeti kaldırıp, kendi vesayetlerini kurdular. 17 Aralıkta ortaklık bozulunca da, topun sahibi çocuk haklılığı ve Anayasa’ya aykırılığını bilen arkadaşın onayı ile iptal gününe kadar tüm yenilemeleri yaptılar…  Peki, Anayasa değişikliği ne oldu?   Meydanlarda verdikleri söz gereği aylarca harcırah alarak komisyonlarda, havanda su dövdüler bir türlü kıyamadılar bu darbecilerindir dedikleri Anayasa’ya...
...

Meğer makyajlı imiş tüm bu söylem ve eylemler...

Meğer dur kendime yer edeyim başına neler edeyim içinmiş bu söylem ve eylemler...

Meğer bizi bir çemberle kuşatmış/aldatmışlar, paralel değil bunlar…

Meğer…

Bakın işte, bir sağanağa tutuldular dökülüverdi tüm boyaları…

Düşü verdi maskeleri…

Ama halen, bağırarak, ayrıştırarak, ötekileştirerek…, baskın çıkmaya çalışıyorlar.
Bakın kendimle konuşmamı bu günlük bitirirken; iktidara ne kadar şans vermiş olduğumu, ne çok inanıp alkışladığımı,  üstüne bir de yetmez ama evet dediğimi hatırlatırım. Demek ki ben, önyargılı biri değilmişim… (Diyerek bir de kendimi akladım).

Şimdi siz söyleyin bana, bu iktidarın hangi sözüne güvenip neyini alkışlayayım?

Sizin de, yeter artık yeter! yeter! dediğinizi duyar gibiyim…


Bu yazı Milliyet Blog'da:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme