4 Mayıs 2014 Pazar

Pulur Köy Enstitüsü=Pulur İlk Öğretmen Okulu=Yavuz Selim İlköğretmen Okulu…


Erzurum’un 15 km uzağında  (şimdi hemen hemen bitişmiş gibi) olan Ilıca; ılıcası, şeker fabrikası, harası, askeri birlikleri ve hepsinden önemlisi Öğretmen Okulu ile ünlü önemli bir merkezdir.

Yurdumuza ışık saçan “Köy Enstitüleri” 1940 yılında açmaya başlamıştı. Bu okulların en sonuncusu ise, 1942 yılında Ilıca merkezdeki İlkokul binası içinde 200 öğrenci ile öğretime başlamış olan Pulur Köy Enstitüsü’dür. 1943 – 1944 öğretim yılında diğer köy enstitüleri tarafından gönderilen ekiplerce, Ilıca Bucağı’nın 850m güneyinde ve 1700 dönümlük arazi içine yapılan binalara taşınarak eğitim-öğretime başlamıştır.

Kuruluşundan beri karma eğitim-öğretim yapan okulda bulunan kız öğrenciler, politik nedenlerle, 1952 yılında İzmir’deki “Kızılçullu Köy Enstitüsü”ne nakledilmiş ve yalnız erkek öğrencilerle öğretim yapılmaya devam edilmiştir.

Bence, burada ara verip güncel bir parantez açmak gerekiyor. (İşte bu Kızlı-erkekli eğitimi politik çıkarlarına alet eden niyet okuyucu anlayışlar, yurda ışık saçan köy enstitülerini fiziki olarak kapattırdı/bitirdi... Fakat durmadılar… Kızlı erkekli okumanın son bulması gerektiğini TBMM Başkan Vekili yüksek sesle dillendirdi. Hem de kendisini 2014 yılı 14. Ulusal Çocuk Forumu nedeniyle ziyarete gelen Bakan Fatma Şahin ve 81 ilden Kızlı-erkekli öğrenci grubu önünde… Bu günlerde de, MEB bu anlayışa uygun okulları çoğaltma arayışına başladı. İşin garibi bakanın uzmanlık alanı da İLETİŞİM…)

Bu paranteze de bazı sorular/ünlemler eklemesek eksik kalır sanırım:
Peki, ne olmuş da kızlı erkekli eğitime karşı çıkıyorlar?

Sen aşk mektubu yazdın ben de okulunu kapattım anlayışı çağdaş devlete ait olabilir mi?  

Peki, sadece kız veya sadece erkeklerin olduğu kurumlarda yaşanan olumsuzlukları biliyor musunuz? 

Bazı yanlış işler her kurumda olur, devletin görevi bunları önlemek değil midir?

Bizler de bu karma eğitimli okullarda okuduk ne oldu?

Ne yaptık: O çağımızda belki bazımız, sevdalandı okul arkadaşına, kimimiz, mektuplar yazdı kimilerine, bazıları, okul bitiminde evlendi okul arkadaşıyla, mutlu yuva kurup çocukları oldu…

Bunların hangisi suç?!

Çok merak ediyorum!...

Hangi dinde sevmek, aşık olmak yasak ki?

Aşksız, sevgisiz bir din olur mu ki!?

Asıl konumuza devam…

1954 yılında “Pulur İlk Öğretmen Okulu”, 1958 yılında da “Yavuz Selim İlk Öğretmen Okulu” adını almış ve 1962-1963 yılında tekrar karma eğitim-öğretime geçilmiştir.

En son açılan Köy Enstitüsü olması, okulumuza, çok önemli eğitsel ve tarihi bir değer katmaktadır. Çünkü, okul yerleşkesinin içindeki binaların her biri, diğer köy enstitülerinden gelen öğrenci-öğretmenlerin el emeği göz nuru ile yapılıp bizlere hediye/miras bırakılmış...

Yazıklar olsun!... 1700 dönümlük muazzam düzlük dururken, tarihine, emeğine saygı duymayan bir anlayışla bize miras bırakılan binalar yok edilerek yerine dev binalar yapılmış…  Ve adını bu kez Yavuz Selim Anadolu Öğretmen Lisesi yapmışlar. Daha doğrusu, çevresiyle, öğrenciyle ilişkisi olmayan mekanik bir lise yapmışlar…

Erzurum, Trabzon, Gümüşhane ve Bingöl illerinde ilkokulu bitirip sınav kazanarak gelen,12-18 yaş grubu öğrencilerin parasız-yatılı olarak okuduğu bir kurumdu okulumuz. Çok acıdır, politik çıkarlar nedeniyle yapılan karalama ve çamur atmalar etkili olmuş olacak ki, Ilıca ve yakın çevresinden çok az öğrenci okulumuza başvurup okumaya gelmiştir.

Bu kurumdaki yaşamın hangi basamağına dokunsanız ciltler dolusu anı yakalar, kitaplar yazar, diziler çekebilirsiniz. Ama özetle; 12 yaştan başlayıp 18-19 yaşlara doğru giderek şekil değiştiren hem genci hem de öğretmenlerini yoran pek çok maddi ve manevi sorunla başa çıkmak kolay bir iş değildir.

Bir an gözünüzü kapayıp 12-18 yaşlarında yüzlerce öğrencinin yaşadığı; yemek, banyo, temizlik, yatmak, ders çalışmak, gezmek, eğlenmek, sınavlar, atölye-tarla-bahçede çalışmak, korkular, üzüntüler, sevinçler, aşklar ve daha pek çok şeyi düşünün bakalım…

Bu yaşta tek bir ergen çocuğu olup onunla pek çok sorun yaşayan ana-babalar çok iyi bilir/anlar, günün 24 saatini yüzlerce ergenle yaşamak zorunda olan öğretmenlerimizin halini...

İşte tüm bu sorunlarla ilgilenmek zorunda kalan öğretmenlerin, çalışanların, öğretmen olmak tutkusu ile yatıp kalkan öğrencilerin yaşamları yılın 10 ayında sürüp gider.

Bu nedenlerden dolayı, öğretmenler, bizim anamız, babamız, arkadaşımız ve sonra da öğretmenlerimizdi.

Ha, bir de bizden bir sınıf önde olan “abiler” “ablalar” vardı ki, onlar da bizi kollar, korur, uyarırdı.

Yıllar sonra gelenekselleşen toplantımıza, bu yıl 64 yaşımda katılacağım. Sadece benden büyük abla-abiler, benden küçük kardeşlerim olmayacak burada. Hepimizin öğretmeni olmuş, öğretmenlerimiz de olacak aramızda. Kuşadası’ndaki dipdiri, güler yüzlü, sevecen, hoşgörülü duruşlarıyla…

Bu buluşmalarda çocukluk bayram günlerinde olduğu gibi, hızlanıyor kalp atışlarım… Bir öğretmenimizle karşılaştığımızda, önce bizi hatırlamaya çalışıyor, hatırladıkça da;  anıları dillendiriyor bize dair ve kendinde saklı bizim bilmediklerimizi…

Bizden önce, bizimle birlikte ve bizden sonra da öğretmenlerimiz politik karalamalar ve ilkel anlayışlardan kaynaklı uyduruk nedenlerle kıyıma uğramıştı. Kimi sinemada sol tarafta oturduğu için, kimi şiir-roman okuduğu veya önerdiği için, kimi bize arkadaş-dost olduğu için sürgün edilmişti.

Biz de çocuk vicdanımızda,  mahkum etmiştik öğretmenlerimize kıyan o zalimleri.
Şimdilerde düşünüyorum; acaba, sürgün edilmeyip okulda kalan öğretmenlerimiz, sürgün edilme psikolojinin yılgınlığı/korkusu ile mi bize; okulumuzun tarihçesini, felsefesini, o güzelim binalarımızın öykülerini hiç anlatmamışlardı diye...

Peki, hiç sorun yaşadığımız öğretmenimiz yok muydu?

Vardı elbette, biz de onları cezalandırmak için toplu kopya çeker, aşk mektubuna Lale Pastanesi’nde buluşalım diye yazıp onu saatlerce ağaç ederdik… Ama yine de severdik ve sayardık… Hele hele, rahmetle andığımız Tarım öğretmenimizi Rıza Keskin’i kızdırıp bize küfür etmesini sağlamak için, döner sermayeli tarlada, “millet malı” havuçlardan ne de çok çalardık…

Önceki toplantılarda sınıf arkadaşlarımızla birlikte çocuk olduk, sevgi ile baktık 60 yaşlarındaki küçücük(!) kardeşlerimize, önümüzü ilikleyip selam durduk öğretmenlerimize…

Duyuru:

Bu yılki gelenekselleşmiş buluşmamızı, 30 Mayıs-1 Haziran günlerinde her zamanki gibi, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız ve torunlarımızla birlikte… Kızlı-erkekli olarak bu kez Bursa Uludağ’da yapacağız…

İşte bu duygularla ve “dostluğun sevgisiyle biz…” toplandık birkaç defa, ömür olursa toplanacağız pek çok defa… 



Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Bu yazı Milliyet Blog’da:
http://blog.milliyet.com.tr/pulur-koy-enstitusu-pulur-ilk-ogretmen-okulu-yavuz-selim-ilkogretmen-okulu-/Blog/?BlogNo=459499

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme