26 Mayıs 2014 Pazartesi

Annelere kulak verin!…



Anne, tüm canlılar için soyunu sürdürmenin, yani var olmanın en önemli unsurudur. O, o kadar değerler üstü bir varlıktır ki, onun için; din, dil, ırk, renk gibi farklılıkların hiç bir önceliği yoktur. Onun önceliği; yavrularını koruyup, kollayarak, türünü sürdürmektir.

İran’da idam cezası verildiği için gözleri kapatılıp darağacına çıkartılmış bir katil vardır. Onun infazı için, katlettiği kişinin annesinden işaret bekleniyor. İşte O büyük anne, oğlunun katiline bir tokat vurarak onu af ediyor…

Yıllardır yurdumuzda hep birlikte büyük acılar yaşadık yaşıyoruz. Zaman bazen külleri soğutsa da, annelerin yüreğindeki kor halen yanıyor için, için.  

Cumartesi anneleri; yıllardan beri her hafta toplanıp faili meçhul (!) cinayetlerde yitip giden canlarını arıyor/anıyorlar. Amaçları; gidenleri geri getirmek veya öç almak değil. Ama, bu kıyımları/cinayetleri yapanları/yaptıranları teşhir edip cezalarını çektirmek ve böylece listeye yenilerin eklenmesini önlemek…

Roboski anneleri; Ekmek parası için çalışan çocuk yaştaki yavruları katır sırtında iken -savaşta bile görülmeyen katliam-, kendi yurdunun savaş uçaklarında atılan bombalarla yok edildiler. Çok olmadı, henüz yaraları çok sıcak. Ama Soma faciasında yok edilen emekçilerin ailelerini ziyaret edip acılarını paylaştılar:
Amaçları;  daha çok, daha çok kazanmak için emekçilerin terini/kanını kara kömüre katkı yapıp onlara bu acıyı çektirenlere yeter artık dur deyip listeye yenilerin eklenmesini önlemek…

İşkence hanelerde, darağacında yok edilenleri, (alıp gideni belli, öldüreni belli olmayan) “faili meçhuller(!)”, “fıtrat ölümleri”, insan olmanın haklarını ve demokrasi istediği için oyun çağında öldürülen/sakat kalan çocuklar, gençler… Hepsinin de bir annesi var... O annelerin sadece isimlerini yazsak bile sayfalar, sayfalar tutar… Bir de öyküleri var ki (her birinin), yürek parçalayan…

İşte bu anneler yüreklerinde birer kor taşıyor ve Musa Eroğlu’nun sözleriyle;  Ben yandım eller yanmasın diyorlar…

 “İşkence hanelerde, darağacında yok edilenler, (alıp gideni belli, öldüreni belli olmayan) “faili meçhuller(!)”, “fıtrat ölümleri”, insan hakkı ve demokrasi istediği için oyun çağında öldürülen çocuklar… Hepsinin bir annesi var.” Dediğim için bana aşağıdaki soruları sorduğunuzu duyar gibiyim:

  -Peki bu caniliği yapan ve bunların kıyım emrini verenlerin bir annesi yok mu?
  -Peki, O anneler nerede?
  -Neden dur demiyorlar yarattıkları bu canavarlara?…

Bu haklı sorularınıza cevabımdır:

Bu annelerin de büyük çoğunluğu çığlık atıyor ama biz onları duymuyoruz. Bu konuyu bilip susan anneleri de, o meşhur yüzdeliklerle konuşan çan eğrisinin doğruları ile anlatabiliriz ancak. Bilirsiniz çan eğrisinin doğrularına göre; her çoğunluğun %4’ ü, istenmedik davranışlar gösterir/gösterebilir…

İşte size bu %4’lükler için örnek bir anne (bir zamanlar ülkemizi de yönetmişti); Ölüm listesi hazırlanan (alıp gideni belli, öldüreni belli olmayan) “faili meçhuller(!)” onun zamanında ve onayıyla olmuştu. O dönemde pek çok cana kıyılmış, toplu işkenceler yapılmıştı. Halen her Cumartesi günü çığlıklarını duymakta olduğumuz Cumartesi anneleri’nin de varlık nedeni olmuştu…

Çığlık çığlığa, omuz omuza gelen bu annelerin, tek bir amaçları var: Şimdiki ve gelecek yavruları ile toplumunu koruyup kollamak. Yani anaçlık…

Siz ey politikacılar! Sizler ki, şimdilerde hep ötekileştirerek, ayrıştırarak, vuruşturarak, hakkını arayana saldırarak, yasaklar ve mağdurluğa sığınarak, ben, sen, öteki, yaratıp yolsuzlukları kapatarak, kendinize politik çıkar ve güvenli gelecek sağlama yarışına girenlersiniz.

Bu çığlıklar, yavrularını/geleceğini tehlikede gören annelerin çığlıklarıdır.

Bu annelerin çığlıklarını neden duymuyorsunuz?

Bu çığlık atanların apoletleri, tankları, topları, tomaları yok diye mi?

Bence bunların öfkelerini sınamayın !



Bu yazı Milliyet Blogda:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme