18 Mayıs 2014 Pazar

Müfettişler - denetleme(me) ve Meb

Son yıllarda Meb’de kafalar karışık. Sadece bünyesinde bulunan müfettişler konusunda bile pek çok zikzaklar çizildi/çiziliyor. Defalarca isimleri değiştirildi, ilköğretim müfettişi, bakanlık müfettişi, eğitim müfettişi, denetmen, denetçi. En son değişiklik ile de, kurum içindeki iki ayrı yapıyı birleştirerek (ki, yapılması gereken bu idi) maarif müfettişi isminde karar kıldı. Fakat bu değişikliği yaparken çok garip şeyler yaptılar.

Aynı isim altında birleştirdiler fakat maaşları farklı! Sanki bir bölümü saf kan müfettişmiş gibi, onlara ait maaş ve ödeneklerini farklı tutup… Çoğunlukta olan bölümü mahcup/mağdur etmek anlaşılır gibi değil!..

En önemlisi ise; müfettişliği eğitim-öğretimin bir parçası olmaktan çıkarıp, dosya-defter-kâğıt ve üzerindeki yazılara…, göreinceleyip, karar veren mekanik bir meslek haline getirmek istiyorlar. Aslında bu tür denetimler için (genellikle, okuldan okula fakslanan veya kes-yapıştır) üretilmiş, ezberlenmiş formatlar kullanılır.

Eğer işbirliğine dayalı, rehberlik amaçlı bir denetim yapılması isteniyorsa; bulunduğunuz sınıfın/okulun/kurumun, havasını, grup içi dinamiklerini, kullanılan iletişim tekniklerini, öğrenci merkezli eğitimini, okul- aile-çevre ilişkilerini… gibi eğitimin olmazsa, olmazlarını görüp öğrenmemiz gerekmez mi?

Bu iki tür denetimin olumlu ve sakıncalı yönlerini en iyi bilecek kişilerden birisi de iletişim uzman olan şimdiki bakanımızdır diye düşünüyorum.

Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğindeki Köy Enstitüleri,  eğitim tarihimiz ve dünya eğitim tarihinde önemli bir yere sahiptirler. İmece anlayışı ile çalışılan bu kurumlar, 1940-1948 yılları arasında ülkenin pek çok sorununa (eğitim-sağlık-tarım-el sanatları…) kısa bir sürede çözüm bulmuşlardır. Bu gelişmeden ürken ağalar ve politikacıların oyunlar ile kapatıldıkları için de bu kurumlara Yarım Kalan Mucize ismi verilmiştir.

Köy Enstitülerinin tarihi incelendiğinde, köylerden toplanan kızlı-erkekli çocukların oluşturduğu; eğitmen, öğretmen ve ilköğretim müfettişlerinin bu kurumların yaratıcı itici gücü olduğu görülecektir.

Köy Enstitüleri 8 yılda neler yapmış:
Köy Enstitüleri (özet olarak): “Gündüz iş, gece ders yaparak”; okul binalarını yapmış, ağaç dikerek bataklıkları kurutmuş, salgın hastalıklara savaş açmış, bilimsel tarımı başlatmış, dünya klasiklerini insanlarımıza tattırmış, güzel sanatlar ve el sanatlarını yaygınlaştırmış, kısacası ülkeye ışık saçmıştır.
İnanıyorum ki; eğer bu anlayış, değişip gelişerek devam etmiş olsaydı, bu gün Soma ve diğer madenlerimizde yaşanan insanlık faciaları yaşanmamış ve ülkemiz her alanda çağdaş ülkelerin standartlarını yakalamış olacaktı. Ve de 'önce insan' diyen bir felsefeye sahip olacaktı…

Bu günkü iktidar 12 yıllık dönemde eğitim için neler yaptı?
(özet olarak):

Bilimsel temele dayalı bir Talim Terbiye Kurulu oluşturmak için Ziya Selçuk’u başkan seçtiler. Tam da güzel çalışmalar yapmaya başlamıştı ki ayrılmak zorunda bıraktılar o da ayrıldı...

Hayal ettikleri İmam Hatip Okulları projesini gerçekleştirmek için 4+4+4 sistemini kurdular. (Bu işi o kadar ustalıkla yaptılar ki yasayı çıkarırken Milli Eğitim Bakanlarını bile devre dışı bıraktılar.) Ve bu yasa sayesinde hayal ettikleri İmam Hatip Okullarını coşturdukça coşturdular.

Akademik insan yetiştiren Anadolu Liseleri ve Fen Liseleri, sıradanlaştırılarak yok edildiler.

Böylece eğitimdeki son bilimsel kırıntıları da ortadan kaldırıp soru sormayan, deney yapmayan, bağımsız düşünmeyen nesiller yaratmaya başladılar.
Biri bakan, biri genel müdür

Bu günümüze ışık tutması için iki örnek vererek sürdürelim...

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik,  pek çok ilde olduğu gibi İstanbul’da da yönetici ve öğretmenleri toplayıp icraatlarını anlatıp sizi müfettişlerden kurtarıyorum diyerek alkış bekliyor ve alıyordu…

Hüseyin Çelik bu muradına eremeden bakanlıktan ayrıldı. Mesleğimizi bitirmedi/bitiremedi fakat işlevsiz kıldı. Fakat bu anlayış ondan sonra da devam etti…

İstanbul Milli Eğitim Müdürü iken, Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürü olan Ömer Balıbey, yönetici ve öğretmenlerin bulunduğu  "Öğretmen 

Yetiştirmede Yeni Gelişmeler" konulu panelde; “Hadi yine iyisiniz, müfettişliği kaldırıyoruz!..."diyerek müjde vererek alkış alıyordu. O, Ömer Balıbey ki, İstanbul Milli Eğitim Müdürü iken müfettişlerin hemen, hemen her toplantısına gelir ve siz eğitim-öğretim için vazgeçilmezsiniz deyip bizden de alkış alırdı.
İşte böyle, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un makamına oturup tribünlere oynayan bir bakan ve  bir genel müdür...

İyi güzel de, bu müfettişlerin ortak suçu ne? 

Öğretmenden; öğrencileriyle işbirliği içinde çalışma programına uygun, ders etkinlikleri hazırlaması, böylece sınıfı veya dersine planlı olarak girmesini istemek… Yani özetle öğretmenden; eğitim sürecini (rast gele değil) programlı, planlı ve öğrenci odaklı olarak düzenlemesini istemektir ‘müfettişlerin suçu(!)’…

Peki, bu bilimsel ve eğitsel isteğe kim/neden karşı çıkabilir?

Mesleğini ve öğrencisini seven öğretmen, buna karşı çıkmaz!.. Dersem haksız mı olurum sizce?
(Ben eğer halen çalışıyor olsaydım, bu ortak suçumuzu işlemeye devam edecektim.)

Düşünebiliyor musunuz?.. Hüseyin Çelik sayısal gücü fazla olan bir iktidarın bakanı…. Bakın, kimlerle uğraşıyor! Bakanlığına bağlı bir meslek grubu olan müfettişlerle…

Peki müfettişlerle neden uğraşıyor?!

Kendisi, sadece dedikodu yaparcasına konuşup, bilimsel verilere dayalı olmayan açıklamalarda bulunduğu için bunu bilemiyorum. Fakat, acaba, politikacı olmadan önce öğretmenlik yaptığı yıllardan kalma bir kini/ezikliği mi vardı? Diye düşünüyorum kendimce. Siz ne dersiniz?

Bilirsiniz, başarısız olanlar; var olan başarısızlıktan kendilerini sorumlu tutmaz ve kendisi dışındakilerin sorumlu olduğunu öne sürerler… Psikolojide de buna savunma mekanizması denir.  Ne yazık ki; müfettişlerle ilgili karalama ve genellemeleri yapanlar da mesleklerinde başarısız olan kişilerdir. Ve bu kişiler, görevini hakkıyla yapan diğer çoğunluğu da etkilemeye çalışmaktadırlar.

Evet, bu anlayış, öyle bir anlayıştır ki, istediği raporu yazacak müfettiş buluncaya kadar görev emirlerini yeniler... Bilmiyorum ama, Soma’da  da böyle olmuşsa şaşmamak gerek….

Sonuç:

Elbette her meslekte olduğu gibi müfettişlik mesleğinde de eylem ve söylemini onaylamadığımız, yanlışlar yapan bazı kişiler vardır. Bunları savunan (kol kırılır yen içinde kalır) gibi bir anlayışa sahip değilim. Ve bu kişilerin ortaya çıkarılıp gereğinin yapılmasını da istiyorum. Yönetim, bu görevini yapacağına (bir anlamda onları koruyarak) tüm mesleği karalamak ve işlevsiz bırakmak kolaycılığına düşmüştür…

Denetlemek; hayatın her basamağında var olan ve gelişmenin en önemli dinamiklerinden birisidir. Denetim sürecinde; denetlenecek olan kişiler, denetleniyor olmanın gerginliğini yaşarlar. Bu doğal bir durumdur. Denetleyecek kişi bu gerginliği, empatik anlayışla değerlendirip, denetleyenin kendisini rahat hissedeceği bir iletişim ortamı yaratmalıdır. Böylece ortak amacın (üzüm yemek olduğu) anlaşıldığında, var olan gerginlik son bulur ve başarıya ulaşmak daha da kolaylaşır…


Bu yazı Milliyet Blog'da:
http://blog.milliyet.com.tr/mufettisler---denetleme-me--ve-meb/Blog/?BlogNo=461435

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme