müfredat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müfredat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2022 Cuma

'ENES KARA'

Bundan bir önceki yazıma çokça olumlu geribildirim almış ve bu desteği aldığım için sevinmiştim. 

Bu yazı; yurdumuzda azınlıkta kalmış halklar ile onların anadil ve kültürleri gelişmesin, zamanla yok olsun diye devletin: "Dünya Çocuk Hakları Sözleşmesi"ne koyduğu çekinceleri konu almıştı.  

Bu yazıdan sadece dört gün sonra Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi 20 yaşındaki Enes Kara 7. kattan atlayarak yaşamına son verdi.

Bu trajik olayla da devletin; herkese eşit, tarafsız bir yönetim ve denetim yapmadığı için yoksul halk çocuk ve gençlerine kurulan tuzaklar ve insan haklarına konan çekinceler ortaya saçılıyordu.

Ortak toplumsal bir acıya dönüşen Enes Kara'nın trajik ölümü, aslında bir ilk değildi, çokça ve sıkça yaşanan benzerleri unutuldu. Ya da bu olaylar "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışı ile hiç dillendirilmedi. Bu tür olaylar, bugünkü yönetim anlayışı sürdükçe de devam edecektir. 

Asırlar öncesine dayanan ve Ortaçağda binlerce türevi bulunan bu tarikat-cemaat anlayışlarını, bazı dürüst dindarlar "dinsel sapkınlık" sayarlar.

Çünkü bunlar, bireydeki: özgürlük, özgünlük yani 'Ben'i yok eder, kendi sapkınlıklarını zerk ederler. İnsanı, bilimi önceleyip onlar gibi olmayan ve düşünmeyen: Hallâc-ı Mansûr, Şeyh Bedreddin gibi nice bilgeleri zalimce yok ederler.

Çünkü böylesi sosyolojik-ekonomik-psikolojik örgütlenmelerin arkasında, egemenlerin çıkarları, için örtük kalan nice karanlık emel ve nice cehalet gerçekleri var.  

Şimdi Ortaçağ'dan biraz uzaklaşıp günümüz bakalım:

Anayasamızda, devletin eşitlikçi ve demokratik laik olduğu yazılı olsa da böyle olmadığının göstergesi, bu anayasada diyanet işleri başkanlığına yer vermesidir. Bu, çokça değişik inancın bulunduğu bir ülkede, devlette egemen olan gücün, kendi anlayışıyla, halkı şekillendirmesi, inançlarına yön vermesidir. Kısaca, iktidarda hangi güç egemense, dini o anlayış düzenler demektir. 

Böylece ülkenin 'resmi' bir dini olmuş olur! 

Böylece bu resmi kurum aracılığıyla, pek çok inanç ve yaşam biçimi sadece bir dine, bir mezhebe zorlanır. 

Böylece, resmileşen tekçi anlayış ile onun çevresinde konumlanmış bazı tarikat , cemaat ve vakıflar, ülkenin eğitim, sağlık, güvenlik, ulaşım gibi önemli hizmetlerini yönetir olur! 

Tarikat , cemaat ve vakıflar Ortaçağ'dan beri kendilerini halktan yana bir iyilikçi yardım kuruluşu olarak tanıtırlar. 

O zaman açalım bakalım insanlık sözlüğünü ve sorularımızı soralım: 

İyilik nedir? 

Yardım nedir? 

İyilik ve yardım eden, hiç karşılık olarak kulluk, kölelik bekler mi?

Peki, insanlarımızın iyilik ve yardıma ihtiyacı varsa, bu hizmeti niçin devlet ve belediyeler yapmıyor?

...

Bunlar, kendi inançlarını "en.. en... en..."  Sayıp başka kişi ve gruplara yayan, böylece hem maddi hem de sayısal olarak güçlenen parazit misyoner kuruluşlardır. 

Bunlar, sorup sorgulamayan kindar taraftarlarına, kendileri gibi düşünmeyen anne-baba-kardeşlerini bile kafir-düşman ilan ettirirler. 

Bunlar kendi çıkarları için öldürmek dahil her tür kötülüğü yapan, yalan söyleyen, yemin eden ve tüm bu kötülükleri mubah sayanlardır.

***

Yazımıza konu Enes Kara olayı, eğitim alanında geçtiğine göre biraz da MEB'de olup bitenlere bakalım: 

  • MEB'de ders müfredatları diyanet, bazı tarikat, cemaat ve vakıfların denetim ve yönetiminde imam hatipler anlayışla hazırlandı.  
  • Zorunlu din dersiyle yetinmeyip, başka başka dinsel konu derse dönüştürüldü. 
  • Biyoloji biliminin temelin olan evrim teorisi bile konular dışına çıkarıldı.
  • Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine din eğitimi eklenmesini kabul edildi.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4-6 yaş Kuran kursu eğitiminin zorunlu eğitim kapsamında değerlendirilmesi isteği var.
  • Okullarda ezici çoğunlukla din dersi öğretmeleri yönetici oldu.
  • Devlet görevi olan, eğitim kurumu açmak, ihtiyacı olan öğrencilere barınak ve yurtlar sağlamak işini yapamaz oldu. 
  • Çeşitli devlet kurumları, özellikle de belediyelerin olanaklarıyla yeni yeni vakıflar kuruldu ve var olan bazı vakıflarla birlikte MEB'in ya da devletin görevini üstlendiler. 
  • Belli bir anlayış, öğreti, gelecek ve çıkar planı olan bu vakıflar, MEB ile yapılan özel protokoller sonunda hedefleri olan; öğrencilere, öğretmenlere, velilere ve tüm hizmet alanlarına ulaşmış oldu.    

Vakıfların barınaklarında barınan, yoksul halk çocuklarından birçoğu, aldıkları köle-kul-çaresizlik eğitimi gereği bu kurumlar ve anlayışlarına minnettar kalır, onların anlayış ve öğretilerini savunur. Fakat bu Ortaçağ eğitimine karşı çıkanların bir kısmı Enes gibi canına kıyar, bir çoğu da taciz tecavüz sonucu derin sosyal ve psikolojik yaralarla, güvencesiz, mutsuz, çaresizce yaşamaya çalışır. 

Enes Kara da böylesi bir cemaat evinde kalan bir gençtir. Buraya,"25 yıldır aynı cemaat içerisinde..." olduğunu söyleyen babasının isteği ve zorlamasıyla gelmiştir. Buraya uyum sağlayamamış ve çok mutsuz olmuştur. 

Bu akıllı genç, mutsuz yaşamını kendi sesiyle yaklaşık 13 dakikada özetlemiş. 

Meğer bu kısa söyleşine sığdırdığı ne de çok derdi varmış!: 

Bulunduğu kurumun şartları ile işleyişi...

Günlük yaşamda olup bitenler...

İnanmadığı halde yaptığı ibadetler...

Okul başarısızlığı ve sonraki olası gelişmeleri...

Ülke gençlerinin  bugünü ve geleceği...

Enes, vedalaşırken 'vasiyetini' de yapar: 

Harçlığı ikiye bölünecek!    

Böylece aile içindeki üzücü bir yaşanmışlığa çözüm bulur ve okuyanı, dinleyeni sarsar, onların içerilerine kızgın gözyaşları akıtır.

İşte, duyguları yükseltip ağlatan o çözümü: 

  1. Annesinin istediği fakat babasının almadığı fırını alması için annesine yeterli miktar verilecek! 
  2. Kalan miktar ise Enes'in iki kardeşi arasında paylaşılacak!   

***

Böylesi yaraların açılmasına, böylesi acıların yaşanmasına neden olan, bu acılarla beslenip güçlenen pek çok inançsal ve siyasi oluşum var!

Bunlar, özgürlüğe, bilime, sevince düşman olanlardır! 

Bunlar, kul-köle-biat-çaresizlik anlayışıyla çoğalanlardır! 

Bunları yasaklamak, göstermelik soruşturmalarla bitirmek mümkün değildir! 

Çünkü bunlar bu tür yaptırımlardan 'mağduriyet' çıkarıp, güç devşirirler. 

Peki, o halde ne yapmalı, nasıl yapmalı?

Böylesi acılar susarak tepkisiz kalarak son bulmaz. 

Acılar bir daha olmasın diye olanlarla yüzleşmek, olanları unutmadan, acı yaşamış olanlara empatiyle sahip çıkarak çoğalmak gerek. 

Bu parazitlerin insani olmayan kirli-gizli amaçlarını, belgelerle herkese göstermeli, her ortamda teşhir edilmeli. 

Ancak o zaman onlara güç veren kandırılmış halk, onları tanır ve verdiği desteği çeker, özgürlüğüne sahip çıkar. 

Emin Toprak- DOSTÇA

Diğer yazılarım için tıklayınız


20 Ocak 2017 Cuma

"Öğretmenler Kurulu" ve PISA sonuçları (2)

Başarı ve Başarısızlık:

Eğitimdeki başarı ve başarısızlıklar, zincirleme nedenlerin bazen birkaçı, bazen de birçoğunca oluşturulan kolektif sonuçlardır. O halde başarı ve başarısızlıklar tek nedene bağlı olarak açıklanamayacağı gibi tek kişiye de mal edilmemelidir. 

Kazanılan tüm başarılar (haklı olarak), hem kişi, hem grup, hem de toplum için sevinç kaynaklarıdır. Yönetimde bulunanlar da  bu sevince ortak olmak ister ve başarıda emeği olan tüm paydaşları toplatır, onlar için övgüler bazen de ödüllerin verildiği törenler düzenletirler.

Fakat eğer bir başarısızlık varsa, bunda katkısı olabilecek pek çok paydaş ve yönetici ortaya çıkmaz. Tıpkı ateşten gömlek misali kimse bunu sahiplenmek istemez. Fatura sadece karne sahibi olan kişiye/çocuğa çıkar, üzüntüsü de ailesine…

Tıpkı PISA Sonuçların da olduğu gibi; öğrencilerimiz başarısız oldu, Türkiye’miz de üzüntü içinde…

Sevinmek ve üzülmek insan yaşamında var olan pek çok doğal duygu arasındadır.

Eğer yaşadığımız bu duyguları paylaşmaz, sadece kendimize özgü kılarsak, sevinmemize ya da üzülmemize neden olurlar. Eğer paylaşımda bulunmazsak, sadece o sevinç ve üzüntü ile yetinerek, bu anıyı zamanın unutturmasına terk etmiş oluruz. Bu kendiliğine bırakma, çağdaş olmayan kaderci bir anlayıştır.

Çağdaş ve gerekli olan, bu duygularımızı paylaşmak ve sonrasında da bize yön verecek olan eylemlere dönüştürmektir. Bu da ancak aşağıdaki sorulara cevap aranarak sağlanabilir:
  • Biz ne ve neler yaptık ki, bu sonuçla karşılaştık? (Bu soruya cevap ararken, izlemiş olduğumuz yol, yöntem, kaynak, yeterlilik ve eksiklerimizi sorgular/bulur ve kendimizle yüzleşiriz.) 
  • Eğer sonuç olumlu ise; onu, nasıl daha da geliştirip kalıcı kılabiliriz?
  • Eğer sonuç olumsuz ise; böylesini bir daha yaşamamak için ne yapmalı ve nasıl yapmalıyız?"  (Bu sorularla da, daha iyi sonuçlara ulaşarak geleceği kurgularız.)

Eğitim sürecimizde bir başarısızlık varsa (ki, 2015 PISA sonuçlarına göre orta yerde...), bu sonucu bir daha yaşamamak için, acil olarak çözüm aramaya başlanmalı. Hiç kimse, kimseye havale etmeden, suçlu aramadan, herkes bulunduğu yerdeki görev, sorumluluk ve yetkileriyle; bu sonucun oluşmasında etkili olan kendisi veya kendisi dışındaki yetersizliklerin nasıl giderilebileceği konularına yoğunlaşmalı, çözüm için katkı sağlamalıdır.

Karşımızda bulunan 2015 PİSA sonuçlarındaki başarısızlık:

1.    Ülke geneli içinde:  Sosyo-kültürel / Ekonomik / Çevresel… 

2.   Eğitim felsefesi, amaç-hedef, dayanak içinde: Öğretilenler Listesi (müfredat programı) / Yasa, tüzük, yönetmelikler / Yöntem, teknik ve araçlar…

3.   Eğitim sürecinin paydaşları içinde: Bakanlık bürokrasisi / Yöneticiler / Denetleyiciler / Öğretmenler / Veliler / Öğrenciler… 

Bu üç temel alan araştırılarak, incelenmeli. Ve sonra da, yakından uzağa yöntemiyle, soruna odaklı olarak; sınıf, okul, ev, mahalle, kent ve ülke çapında başarısızlığı doğuran nedenler belirlenmeli, başarılı olan dünya uygulamaları incelenerek bizimkilerle kıyaslanmalıdır. 

Ortaya çıkan gerçekler ışığında (en küçük birimden başlayarak) herkesin samimi olarak; yanlış, eksik ve yanılgılarıyla yüzleşmesi gerekmektedir. Bu inceleme-araştırma, yüzleşme-özeleştiriler sonunda da çözüm için; özgün projeler ve etkinlikler üretilmeli, denenmeli, tartışılmalı ve uygulanmalıdır.

İşte o zaman, pek çok nedene, pek çok kişiye bağlı olan başarısızlık ve yetersizlikleri, sadece öğrenciye fatura etme kolaycılığından kurtulmuş oluruz.

İşte o zaman, geleceğe doğru daha güvenle yol alırız…

***

Gördüğünüz gibi bu günlerde, büyük bir telaş ve acele ile Öğretilenler Listesi (müfredat programı) değiştirilmesi çalışması başlatıldı.
Değişiklikler içinden sadece bir örnek verelim:
İnançlarına uymadığı için Biyoloji dersinden “Hayatın Başlangıcı ve Evrim” ünitesini çıkararak “Evrim Teorisi”ni yok etmeye çalışıyorlar. Oysa biyoloji biliminin temeli olan bu teori, onların yok olsun demesiyle yok olmaz ki... Çünkü Dünya yine de dönüyor…”

Fakat okullarımızda “Evrim Teorisi” olmadan Fen ve Biyoloji dersi vermenin tuhaflığı sonunda; gençlerimizin 2015 PISA sınavlarıyla kanıtlanan fen okuryazarı olamamalarına devamlılık kazandırılır…

Birkaç yıl sonra da bu tuhaflık nedeniyle karşılaşacağımız olası başarısızlıklar için, ekranlara çıkıp; “Bizi kandırdılar,yanlış yaptık, halkımız bizi af etsin…” diyecekler.

Çok yazık…




NOT: Önceki yazımın devamı olan bu yazı, tesadüfen birinci yarıyılın bittiği ve öğrencilerimizin karnelerini aldığı güne denk geldi. Bu günü anlatmak için yazmasam da isteyen okurum yazıyı yorumlarıyla "karne günü"ne de uyarlayabilir.  

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız