19 Mart 2025'de Ekrem İmamoğlu, "siyasal ve yargısal” bir operasyonla gözaltına alındı ve tutuklandı. Bu hukuksuz eylem ülkemiz için büyük bir deprem oldu ve faturası gün geçtikçe büyüyor.
Yurdun her yerinde günlerdir milyonlarca insanımız ayakta, bu hukuksuz operasyonu protesto ediyor.
Ekonomi en dibe inmesin diye:
*İstanbul Borsasında küçük yatırımcılara büyük kayıplar yaşamıştı. Fakat depremin artçıları bitmedi, devam ediyor.
Sorumluluğunu bilen bir mağdur birey olarak ben de boş durmadım:
29 Mart günkü "Maltepe Mitingi" için karara varmış...
Ve dostlarla Bostancı sahilinde buluşmuştum.
Maltepe Toplanma Alanına coşku içinde yürüdük. (Geri dönüşümüz de coşkuyla aynı yoldan...)
Hiç yorulmadık, aksine yürüdükçe dinlendik, düşündükçe dirildik.
Çünkü buraları, her gelişimizde bir başka güzel oluyor...
Çünkü, bu muhteşem kıyı şeridi, kesintisizce Tuzlaya uzanıyor...
Çünkü, gidiş dönüş yolunun arasına dikilen manolyalar büyüyor, çimenler güçlenerek daha derinlere kök salıyor...
Çünkü, tam karşımızda Marmara'nın incileri: Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada sıralanıyor...
Çünkü; "Ya hep beraber, ya hiçbirimiz " anlayışıyla milyonlarca genç-yaşlı-kadın-erkek yoldaşa bu koca meydan dar geliyor...
Çünkü milyonların; "Hak, hukuk, adalet" çığlıkları meydanı aşıyor...
Çünkü; çoğumuzun 'A politik' saydığı 'Z Kuşağı Gençliği'; Şehzadebaşı, Maltepe'de başlayıp yurdumuza yayılan protesto gösterileri ve 2 Nisan Boykotunun en önemli özneleri olmuşlardı. (Demek ki biz yanılmışız, bir özür borcumuz var: Z Kuşağı Gençlerine...)
Meydanlarımız, hiç benzemiyor 68’li-78’li yılların meydanlarına...
Şimdi meydanlarda sadece akran gençler bulunmaz, dört kuşak bir arada!
Belki akademiler susmuş-susturulmuş, fakat bu kez halden anlayan yoldaşlar çoğalmış.
Bakın, görün işte: nine-dede-anne-baba-kardeş-torun el ele, omuz omuza...
Coşkulu milyonlar meydanlara çıkmış: "Hak hukuk adalet" istiyor.
Uzak değil haklarını bugün-yarın alacaklar...
Fakat onların sesleri dalga dalga çoğalıp yankılanarak taa uzaklara varacak.
O uzaklarda korkulu rüya gören birileri de panikleyip, hiç istemedikleri kararları verecek...
Onların gizli tanıkları, besleme medyaları, kayyumları... yargılama ve denetim dışı tuttukları kaba militarist zalim güçleri var. Bu güçlerin gücü ve yalanlarıyla, düzenlerine karşı olanlar için bir korku iklimi yarattılar.
Halkın kaynakları ve iradelerine vahşice-sadistçe saldırdılar.
Kadın-genç-yaşlı-hasta farkı gözetmeden saldırıp kitlesel tutuklamalar yaptılar, yapıyorlar.
Ahmet Arif, bu korkakları şöyle tanıtır:
Halkımız da zulme-talana karşı direniyor ve diyor ki:
"Biz korkmayız ondan bundan..."
Onlar ise; korkuyor, yönetemiyor ve çırpınıyorlar!
Elbette halkın demokratik gücü tez zamanda, onları geri gelmemek üzere gönderecek... Ve sırça köşklü saltanatları bitecek!
Şimdi de bu korku salan, uyku bölen: "Hak hukuk adalet" sözcüklerin anlamları neymiş birlikte bakalım:
'Hak'; Arapça kökenli bir sözcüktür. Dilimizde: kazanç-kazanım-çıkar gibi karşılıkları vardır. Kısaca: bireye özel kazanımlar da diyebiliriz. Bu sözcük tüm sözlü-yazılı anlatımlarda kısaca yaşamın olduğu her yerde çok sık kullanılır.
'Hukuk'; Arapça kökenli ve 'hak' sözcüğünün çoğul halidir ve toplumsal düzenin kuralları ile kişisel hakları belirler ve korur.
"Adalet" de Arapça kökenli bir sözcüktür. Anlamı; eşit olmak, eşit kılmak, denklik, denge, doğru davranmak, hakkı teslim edecek hüküm vermek, herkese ve her şeye hak ettiği şekilde davranmak demektir. Demek ki adaletsiz bir yaşam ol(a)maz! Ve adaleti ancak kuvvetler ayrılığı ilkesini uygulayan bir hukuk devleti sağlar.
Hak-Hukuk-Adalet sözcüklerinin üçü de Arapça ve aynı kökten türedikleri için de benzeşir ve birbirlerini tamamlarlar. Ve herkes için hava-su kadar gereklidirler.
Halk işte bu yüzden; iş, çarşı, pazar, okul yani yaşamın olduğu her yerde hak-hukuk-adalet istiyor.
{Biliyorum bazı dostlar kızarak: "Demek ki, milyonlar isteklerini Arapça dillendirilmiş! diyecekler. Haklılar tam da öyle oldu, ama olsun! Çünkü; diller insanlığı yücelten evrensel değerleridir. Diller arasında geçirgenlik olabilir.}
Eğer milyonlarca insan her ortamda: hak-hukuk-adalet istiyorsa...
Düşünebilen hemen herkes bu konuda genelleme yaparak ve:
*Demek ki; halkımız, Haksız-Hukuksuz-Adaletsiz kalmış!
Ve hiç duraksamadan peşi sıra da şunları der:
*Demek ki; 23 yıllık iktidar demokrasiden uzak adil olmayan bir rejim kurmuş!
*Demek ki bu rejim; halkın hakkı olan: Hak-Hukuk-Adaleti sağlayamamış...
*Demek ki halka; Haksızlık-Hukuksuzluk-Adaletsizlik yapılmış... DER!
*
Hristiyan felsefeci-düşünür Aurelius Augustinus (354–430):
"Adalet olmayınca devlet büyük bir çeteden başka nedir ki?"
Demiş! ...
Ben bir boykotçuyum:
1973'de öğretmenlikten istifa edip yeniden öğrenci oldum. 1975 yılında uzun süren bir boykota katıldık. Bu süreçte darp edildim, haksız yere tutuklanıp ve kısa süre cezaevinde kaldım. Sonra okuldan atıldım ve Danıştay kararıyla geri döndüm...
24 Aralık 1979'da TÖB-DER önderliğinde Maraş Katliamı’nın birinci yıldönümünde bir günlük boykota katıldım, açığa alındım, soruşturma sonucunda göreve döndüm.
2 Nisan 2025'de de gençlerin organize ettiği bir günlük "Satın Almama Boykotu"na da katıldım.
Bu boykot ve eylemlere hak aramak için bilerek-isteyerek katıldım, hiç de pişmanlık duymadım. Fakat bunları anne-babam-akrabalarım duyup üzülmesin diye çok çırpındım…
Şimdi ise haksızlık yapan zalime karşı: nine-dede-anne-baba-çocuk-torun... Bir arada dört kuşak, el ele, omuz omuza...
Bu ne güzel bir görüntü ve birliktelik!
Aydınlık bir gelecek için bu dirençli örüntünün sürmesi gerekir...