13 Nisan 2015 Pazartesi

Güvenlikçi Anlayış Öfkeyi Kine Dönüştürür!..

Öfke: “Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet, gazap.” Olarak tanımlanır.

Zaman zaman her sağlıklı insanın yaşadığı bir durumdur öfkelenmek. İnsanlar, yok sayıldığı, aşağılandığı, hataları yüzüne vurulduğu, kırıldığı ya da haksızlığı uğradığı zamanlarda öfkelenirler. Bu duyguyu bireyler tek tek yaşadığı gibi toplumsal grup olarak ortaklaşa da yaşayabilirler…

İşte bu bireysel ve grupsal öfkelenmeleri gidermek/boşaltmak ve böylece huzuru/barışı sağlamak için çeşitli yollar vardır.

Öfkelenince bazı bireyler; somurtarak, küserek, kayıtsız kalarak, bazıları ise ani çıkışlarla, bağırarak, söylenerek tepki gösterirler.

Öfkelenen gruplarda (bireyler gibi) karşı gruplara/bireylere; küser, kayıtsız kalır, bazen de ani çıkışlarla, bağırır, söylenir veya protesto ederek tepki gösterirler.

Bu eylem ve söylemler, eğer öfkeye neden olanlarda farkındalık yaratır, onları; pişman olma, özür dileme (bir daha aynı davranışta bulunmama) noktasına getirmeyi sağlarsa, sorun büyük ölçüde çözülür. Bu durumda öfke kontrol edilmiş olur ve hem birey, hem çevre, hem de toplum rahatlar, huzura kavuşur.

Aksi durumlarda ise öfke; ilişkilerin bitmesi, dostlukların sonlanması veya düşmanlıklara kapı aralanmasına neden/maya olup kin’ e dönüşür…

Kin: “Birine karşı duyulan öç alma isteği, garez.”  olarak tanımlanır.
Kin, bireylerin ve toplumsal grupların kalbine yerleşen bir virüstür. Hem bireye, hem gruba, hem de topluma uzun süreli çok büyük zararlar verir. Tüm, ırkçı, dinsel, mezhepsel, grupsal cinayet ve savaşların en temel itici gücü, ustaca oluşturulmuş kindir.

Bakın Yunus Emre barışın en büyük düşmanı kin için ne diyor:

“Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu âlem birdir bize”

***

Ülkemizden son görüntüler:
Savcı Mehmet Selim Kiraz Çağlayan Adliyesi'ndeki odasında rehin alındığında Berkin Elvan’ın babası yaşanmışlığından kaynaklanan çığlıkla terörist gençlere  “Kan kan ile yıkanmaz!.” Dedi ise de,  “Bebeklerden katil yaratan karanlık” devam etti/ ediyor…

Ama Çağlayan Adliye Sarayı’nda gerçekleştirilen terör olayı ile bize:
Başarısızca yönetilen bir kurtarma (!) sürecini,

Acıyı paylaşmak yerine; ayrıştırmayı, ötekileştirmeyi, yok saymayı,
Musalla taşındaki cenazeden bile siyasi rant sağlamayı,
Taziye evinde bile ses düzeni kurdurup mitingler yapmayı,
Haber alma haklarını yok sayıp öz-medyası dışındakileri sansürleyip yasaklamayı…
***

Ve aranan suçlu bulunmuştur dercesine avukatlara fatura çıkarmayı,
Ve farklılıkları düşmanlaştırıp, öfkelerden ekşi maya ile kin demlemeyi… Gösterdiler.
***
Mecliste sabahlayıp, haftalarca süren kavgalı-dövüşlü-sövgülü oturumlarda; insan haklarına karşı, çevreye düşman, hukuku olmayan güvenlik yasaları çıkardılar…

Bu yasalarla, öfkenin gerginliğini boşaltacak alan ve kanalların baskıyla kapatılması amaçlanmıştır. 
Ama eğer:
Benim dediğim alanda, benim istediğim dilde, benim istediğim sloganla, benim istediğim pankartla kendini ifade et dersen…

Öfkesini alanlarda haykıracakları dinleyip, onlara çare bulup koruyacağına, onlara toma ile, panzer ile, tazyikli su ile, gaz ile, cop ile, gaz kapsülleri ile saldırıp onları cansız, kör, sakat bırakırsan…

Bütçenin büyük paylarını güvenlikçi-militarist alanlara ayırırsan…
Evde, sokakta, gönüllerde, beyinlerde; insana, çevreye, hukuka, insan haklarına saygıyı var edemezsen…
“Hep bana” anlayışıyla; insanları yok sayıp, ayrıştırıp, ötekileştirip onlarda  (karşılıklı olarak) öfke ve kin birikimi sağlarsan…

Hiçbir zaman bulamasın dirliği/birliği/ huzuru…

Sanılmasın ki, oluşturulan bu öfke-kin onların tayfasını korur. Gün gelir bu öfke-kin döner dolaşır onları da bulur.

Bu sorunlar buyrukla, zorlukla çözülemez.. Ancak; inanarak, güvenerek, severek, sayarak, paylaşarak; çevreyi ve tüm canlıları koruyup dünya mirasını geleceğe taşıyan insanlar yetiştirerek çözülebilir... Bu da öncelikle bir eğitim sorunudur eğitim!..

Bu eğitim de, dindar ve kindar nesiller yetiştiren bir eğitim değildir!..

***
Yasakların, polislerin ve tomaların olduğu günlerde Taksim ve civarında 1 Mayıslarda yaşatılan kanlı günleri de…
Yasakların olmadığı, polislerin sadece görevini yaptığı 1 Mayıslarda Taksim’deki muhteşem kutlamaları da yaşadınız, biliyorsunuz.

***
Şimdi de size ülkemiz dışından bazı görüntüler:
Münih Teknik Üniversitesi, Edinburgh Üniversitesi ve Zürih Teknik Üniversitesi (ETH). Bunlar yurt dışında gittiğim üç şehirdeki üç üniversite…
Hiçbir bariyer, hiçbir güvenlik elemanı, hiçbir kimlik kontrolü görmeden, sorgulanmadan, dersliklerine, kütüphanelerine, laboratuvarlarına bir turist olarak girmiş, görmüş ve çıkmıştım.

Evet, evet, ne kontrol, ne bariyer, ne polis, ne sorgu-sual… Bu “özgürlükçü ve güvenli” anlayışın ülkemde de olması istek, özlem ve kıskançlığı içinde… Gezip çıkmıştım her üç üniversiteyi de… Ve demek ki güvenlik, sadece güvenlikçi önlemlerle olmuyormuş dedim kendi kendime…

***
Nazım Hikmet’in ‘TARANTA – BABU’YA SEKİZİNCİ MEKTUP’  şiiri şu dizelerle son buluyor:
“...Mussolini çok konuşuyor TARANTA – BABU
çok korktuğu için
çok konuşuyor!.”

Ve biz de yazımızı, güncelliğini sürdüren bu dizelerle bitirmiş olalım…



Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Bu yazı Radikal Blog’da:
http://blog.radikal.com.tr/egitim/guvenlikci-anlayis-ofkeyi-kine-donusturur-96449

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme