21 Nisan 2015 Salı

TÜRGEV ve İmam Hatiplerle… “Paralel Eğitim”



“17-25 Aralık” sonrasında kürsüye çıkan her iktidar mensubu ve havuzlarda yapay yemlerle yetiştirilen medya bülbülleri, münazaradaki çocuklar gibi kendisine verilen başlığın taraftarı oldular. İşlerine gelmeyen her tür toplumsal olayı “Paralel işi” olarak yaftalayıp bu gizemli(!) sözü can simidi olarak kullandılar, kullanmaya devam ediyorlar.

Sözlükte, “paralel=koşut= Yan yana ve birbirine kavuşmadan uzayıp giden…”    Olarak tanımlanır. (Geometrik kavram olarak da sonsuza kadar kesişimi olmayan…). Oysa biz o paralel olarak ilan edilenlerle, ne kadar kesişerek, birlikte yürüdüklerini gördük ve yaşadık. Aslında yazı konumuz da paralellik değil eğitim…

Cumhuriyet Gazetesi 11 Nisan günü, Bilal'in hedefine bir yılda varıldı manşetiyle “Geçen yıla göre ortaokul ve lise ile birlikte imam hatipli sayısı yaklaşık 658 binden yaklaşık 932 bine yükseldi.” Haberini vermişti: 

Bakanlık, “Bilal’in Hedefine Bir Yılda Varıldı” Haberine İlişkin Açıklama”sı ile haberi yalanlamış (!) ve de söz konusu haberdeki sayıları açıklama yapmak yerine; “…Bakanlığı aleyhine yürüttükleri sistematik bir karalama ve dezenformasyon kampanyası…” olarak değerlendirmişti.

Fazla değil altı gün sonra, o meşhur cevabın henüz mürekkebi kurumadan (belki izlediniz, okudunuz veya duydunuz), 17 Nisan (Köy Enstitülerinin kuruluş günü! “manidar”…) günü, Bilal Erdoğan ve kız kardeşi Sümeyye Erdoğan’ın katılımıyla, Diyarbakır İl genelindeki İmam Hatip Okulu müdürleriyle basına kapalı bir toplantı yapıldı.

Bu toplantının içeriğini bilmiyoruz. Fakat toplantı öncesinde, Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) Yönetim Kurulu üyesi olan  Bilal Erdoğan’ın yaptığı konuşma: “Biliyorsunuz eğitim faaliyetlerinin önemini. Özellikle bu bölgedeki imam hatiplilerin gelecekte daha iyi bir seviyeye ulaşması ile ilgili özel çalışmalarımız var onlara devam ediyoruz. İnşallah çalışmalarımız da tesirli olur. Bütün bölge için, sadece Diyarbakır için değil. Burada gençlerimizin çok daha öz güven ile çok daha ciddi bir şekilde donanımlı olarak yetişmesini ve geleceğin yeni Türkiye’sinin kurulmasında da bu bölgenin insanının daha büyük bir şekilde katkısı olması için mücadele edeceğiz inşallah” dediğini Milliyet Gazetesinden öğrendim. 

Bu konuşmada her şey apaçık, yoruma gerek yok…

Sizce bu sözler, bir liderin, bir Milli Eğitim Bakanının sözleri gibi değil mi? 

Kaldı ki, 4+4+4 (bu anlayışın yol planı) yasası o dönemin Milli Eğitim Bakanı’na bile haber verilmeden hazırlanmış, kendisine ancak meclisteki görüşmeler sürecinde haber verilmişti.

Yukarıdaki sayılar, 4+4+4 yasası ve söylemler gösteriyor ki; yılların sorunlu, hantal, yorgun, gerici … eğitim sistemine, paralel bir ortaçağ eğitim sistemi oluşturulmuştur. Bu sistemle, karma eğitimsiz, zorunlu din dersi okutulan, … “Dindar ve kindar bir nesil” yetiştirilmesi istenmektedir.

MEB verilerinden hareketle, 4 Eylül 2013 günü Milliyet Blog’da Anadolu Liseleri neden kimsesiz kaldı? Ya İmam-Hatipler!... Başlığı ile bir yazı yazmıştım. http://blog.milliyet.com.tr/anadolu-liseleri-neden-kimsesiz-kaldi--ya-imam-hatipler-/Blog/?BlogNo=427950

O yazımdan sonra olaylar beni doğrularcasına daha da hızlandı.  İl ve ilçelerde bulunan milli eğitim müdürü ve şube müdürleri hele hele 20-30 yıllık okul müdür ve müdür yardımcıları kazandıkları sınavlar, kazanılmış hakları hiçe sayılarak görevlerinden alındı... Ve iktidarın sarı sendikasından onay almayan hiç bir atama yapılmadı… Mahkeme kararlarına da uyulmadı… Eğitim şuraları dini eğitimin gölgesinde yapıldı. Karma eğitim ilkesi ortadan kaldırılmaya başlandı…

İktidar tarafından kurulan bir sarı sendika bakanlığın tüm makam ve okul yönetimlerini ele geçirmiş, “eğitim şurası” ve uygulama alanlarında kraldan çok kralcı savunmalarda bulunmuş haksızlıkları sahiplenmiştir… 

Ve şimdi herkes gördü ki tüm yapılanlar, İmam Hatiplere uyarlı bir “Paralel Eğitim” düzenini kurmak içinmiş…

Sizce bu sayılar ve anlatılar, TÜRGEV ve İmam Hatiplerle “Paralel Eğitim” yazı başlığımızı doğrulamıyor mu?

Muhalefette bulunan tüm siyasi partiler, iktidarın diğer alanlardaki uygulamalarına kısık sesli de olsa zaman zaman karşı çıkışlarda bulunmuş, bazı “Salı Konuşmaları”nda ses tellerine zarar verircesine söylevlerde bulunmuşlar... Ancak ne yazık ki eğitim politikalarının bu denli bozulmasına sebep olan İmam Hatiplerin serpilip gelişmesi konusunda neler oluyor? Diye farkındalık yaratma yoluna gitmemişlerdir. “Belki o alandan da oy alırız” beklentisinin yarattığı ürkeklikle sessiz kalmışlardır. 

Peki, veliler, STK’lar hele hele öğretmen, dernek ve sendikaları ne yaptılar?! Kimi saman alevi gibi bitiveren çıkışlarda bulundu, kimileri ise sessizce bekliyor…
Amaçlarına ulaşmak için “her tür yöntemi mubah gören” anlayışların en sık kullandığı yöntem “algı yönetimi” dir. 

Bizde de iktidar ülkenin eğitim politikasını değiştirip dönüştürürken “algı yönetimi”ni kullanıyor. Eğitim konusunda da istediklerini yapabilmek için (28 Şubat faşist anlayış ve uygulamalından kaynaklı), “İmam Hatipli mağduriyeti” söylemini her ortamda kullanarak eylemlerine destek ve güçlerine güç kattılar…

Algı yönetimi uygulayanlar; her farklı anlayışı, eleştiri ve toplumsal olayı kendisine/kendilerine karşı görürler ve böylece: 

1. Bu karşı çıkışları sindirmek için öfkeli söylem ve orantısız güç kullanımı ile saldırıya geçerler.

2. Aidiyeti, dini inancı, kimliği vb gibi özelliklerini hedefe koyar, ötekileştirir böylece yalnızlık yaratıp korkutmaya çalışırlar.

3. Olaylara değişik anlam ve motifler ekleyerek asıl anlamlarından uzaklaştırır ve saptırmalar yaparlar… 

Sonuç olarak insanlarda; yalnızlık, yılgınlık, korku yaratır, olayların izleyicisi konumundaki sessiz çoğunlukları da çaresiz-çözümsüz bırakarak yanına çekmeye çalışır, büyük ölçüde de başarılı olurlar.

Tarihte, özellikle soğuk savaş dönemlerinde, (sosyal psikoloji uzmanlarınca) sıklıkla kullanılmış olan algı yönetimi, faşist yönetimlerin toplumları sindirme aracı olmuştur.

Ama dünya tarihi; insanları kul-köle haline getiren despot yönetimlerin, haklıların haklı mücadeleleriyle son bulduğu, haklıların haklarını aldığı pek çok örnekle doludur. Onun için bu ortaçağ özlem ve özentileri de bir gün mutlaka son bulacaktır. 

İnsan Hakları’nı temel alan, barış, demokrasi ve laiklik ilkelerini bayraklaştıran bir eğitim sistemi için el ele, omuz omuza…


Not: İki gün önce hazırladığım bu yazı için görsel ararken, bugün Sn. Musa Kart’ın çok şey anlatan o muhteşem çizgilerini bulmam büyük bir şans…



Bu yazı Radikal Blog’da:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme