29 Ocak 2016 Cuma

1128’ler, Devletin parası ve Baro’nun duruşu…



İnsanlar yaklaşık 5000 yıl önce, üretimde iş bölümü yapmanın yaşamı daha da kolaylaştıracağı anlayışına ulaşmışlardır. İşte o zamandan beri de devletler var olagelmiştir. Ve bu devletler her dönemde egemen sınıfın baskı ve denetim aracı olmuşlardır. Zaman içinde eşitlik ve demokrasi anlayışları geliştikçe, devletlerin egemenlere hizmet üreten gücü ve yöntemleri sorgulanmıştır. Bu da bazen daha baskıcı, bazen de daha geniş kesimlere hizmeti amaçlayan değişik anlayıştaki devletlerin oluşmasına neden olmuştur.
Sultanahmet katliamında yükselen toz bulutu daha kalkmadan, ilk yardım araçları alana henüz ulaşmadan katliam haberlerine yayın yasağı kondu… Ve konu hakkında 10 saniyelik ilk resmi açıklamayı Cumhurbaşkanı yaptı ve belki üzüntüden, belki de konuyu değiştirmek amacıyla asıl konuya geldi:
“…Bugün de üstelik çoğu maaşını devletten alan, cebinde bu devletin kimliğini, pasaportunu taşıyan, ülke ortalamasının oldukça üzerinde bir refah seviyesine sahip sözde aydınların ihanetiyle karşı karşıyayız… Ey aydın müsveddeleri, siz karanlıksınız karanlık. Aydın falan değilsiniz…” dedi.
Peki, Kime söylüyordu tüm bu sözleri?
Ülkemizde yaşanan, yıkım, kan, gözyaşı ve ölümleri anlatmak için "Bu suça ortak olmayacağız" diye başlayan bir bildiri ile kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulması isteğini bildiren 89 farklı üniversite mensubu 1128 akademisyene…
Bu sorgulanamayan makam sahibi, devleti kutsayıp ön plana çıkardı. Ve çoğu devlet memuru olan bu bilim insanlarına da; maaş, kimlik, pasaport ve güven içinde yaşama haklarını hatırlatıp adeta o haklardan mahrum bırakma tehditleri sıraladı. Sorgusuz sualsiz olarak canlı yayında, onlara ihanetçi ve karanlık sıfatlarını uygun gördü.

***

Sayın Erdoğan, henüz Cumhurbaşkanı değil, aday, adayı. 7 Temmuz 2014 günlü gazetelere yansıyan uzun bir konuşmasından bir kesit, bakın ne diyor:Devlet, ancak milletin hizmetkârıdır. Milletine tepeden bakan, milletini horlayan, tersleyen, öteleyen bir devlet anlayışı bizim tarihimize, bizim devlet ve medeniyetimiz anlayışına tamamen terstir. Bizde, devletle milleti ayrı yere koydular. Devleti, milletin adeta karşısına koydular. Devletin etrafında kümelenen bir bürokratik yapı oluştu, oligarşik yapı. Devletin etrafında kümelenen iş adamları oldu, medya oldu, seçkinci bir çevre oldu, mafya oldu…” 
Alıntı yaptığım yukarıdaki görüşlerine tümüyle katılıyorum da, alıntılanan bu görüşler ve kendilerinin şimdiki söylemleri arasında en ufak bir ilinti bulamadım. Sizce var mı? Fakat “bizim devlet ve medeniyetimiz anlayışına tamamen terstir.” Diye sıraladığı olumsuzlukların tümüyle yaşanmakta olduğunu yaşadık yaşamaya devam ediyoruz.
Alıntılanan konuşmanın bölümün son cümlesi:  Devletin etrafında kümelenen iş adamları oldu, medya oldu, seçkinci bir çevre oldu, mafya oldu…” Burada belirtilenlerin tümü  “1128 akademisyen olayı” sonrasında gerçekleşti.
İşte örnekleri:
İş adamları  ve medya bölümünü …. olarak geçeceğim. Çünkü, sizler havuz müteahhitleri  ve havuz medyasını çok iyi biliyorsunuz.
Seçkinci çevre için (üç örnek yeterlidir):
Metin Feyzioğlu Türkiye Barolar Birliği Başkanı, Akademisyenlere tepki gösterdi ve onları “ … Mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul’un sözde aydınlarının kalıntıları olarak niteliyorum." Dedi.
Ümit Kocasakal İstanbul Barosu Başkanı, Uğur Dündar’ın programında aldığı paslarla esti gürledi.
Doğu Perinçek Vatan Partisi Genel Başkanı, Muhafazakârlarla ortak bir vatan cephesi oluşturmaya devam ediyor…
Mafya için örnek de:
Sedat Peker: “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve kanlarınızla duş alacağız!!!” Dedi.

***

Politikacılar meydanlarda devleti millettin hizmetkârı olarak tanıtırlar, aslında olması gereken de odur. Çünkü devletin başlıca görevi, ülkeyi koruyup, kollayıp yönetmektir.
Bu görevi yaparken, millete ait olan yeraltı ve yerüstü kaynakların üretimi, işletilmesi, vergilendirilmesini sağlar hizmet sektörünü düzenler…
Bu süreç sonunda da para elde ediliyor değil mi?
Demek ki devlet, milletin parası ve kaynaklarının bekçisi, işleticisi. 
Milletin paraları ve kaynaklarından en büyük payı alanlar kimlerdir?
Emeğini satarak çalışanlar mı?
Yoksa daha çok kazansınlar diye 11 yıl içinde 164 defa kamu ihale kanunu değiştirilen yâranlar mı? (Araştırmaya değer bir konu.)

İsterseniz gazetelere yansıyan bir habere bakalım, Cumhurbaşkanlarımız ne kadar “devlet parası” harcamış:
Ahmet Necdet Sezer, 7 yılda toplam 167.4 milyon TL,
Abdullah Gül, 7 yılda toplam 722,3 milyon TL,
Recep Tayyip Erdoğan,ın 2015 bütçesi ise 397 milyon lira olarak açıklandı. Ayrıca kullanabileceği 2.3 milyon liralık örtülü bir bütçesi bulunuyor.

***

Barışa karşı ve görüş bildirmeye karşı baro olur mu, ne oluyor bu barolara?...
Bir görüşü beğenirsiniz, beğenmezsiniz, katılırsınız, eleştirirsiniz bu sizin en doğal hakkınızdır. Görüşlerini bildirmek, bildiri imzalamak da bir insan hakkı ve hukukun bir temel ilkesidir.
Bu hakkı kullananlara karşı yapılacak engellemeleri ve saldırıları savunma yaparak etkisiz kılacaklar ise avukatlar ve onların mesleki örgütü olan barolardır.
Peki, olayımızdaki Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu  ve İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal için ne demeli?  Bunu anlamak çok zor…
Metin Feyzioğlu ve Ümit Kocasakal  bir konu hakkındaki kişisel görüşlerini istedikleri şekilde açıklayabilirler (1128’lilerin hakkı olduğu gibi), fakat temsil ettikleri mesleki örgüt adına o  örgütün etik kurallarına uymayan demeçler veremezler, vermemelidirler.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Bu yazı Radikal Blog’da:
http://blog.radikal.com.tr/turkiye-gundemi/1128ler-devletin-parasi-ve-baronun-durusu-123021

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme