26 Mayıs 2015 Salı

Okul Günü Buluşmalarında Geçmişe Bakış

Araya yıllar girip dostlar uzaklaşınca, özlem duyduğunda ve bir şeyler paylaşmak istediğinde ulaşamadıkça, başka başka dostluklar kurup başka kimlikler kazandıkça, siliniverir belleğinden o bitmez dediğin arkadaşlıklar, dostluklar. 

Üzerinde bazı çizikler, bazı oyuklar bıraksa da, sıfırlanmış bilgisayar belleğine döner tüm yaşanmışlıklar. İnsan belleği; her istediğini arayıp bulabileceğin bir çuval, bir dolap, bir sandık, bir kasa, bir çekmece değil ki. Bazen yıllarca birlikte yaşadığın, aynı mekânı paylaştığın, aynı sofrada birlikte kaşık salladığın, aynı şeye üzülüp aynı şeye sevindiğin, kol kola girip haksızlığa karşı yürüdüğünü… 

Unutuverirsin ismiyle, sesiyle, görüntüsüyle. Uğraş-dur hatırlayamazsın!..  Bazen düşlerde karşına çıkar dostların, değişik söylem, görünüm ve yaşanmışlıklarla. Beş-on dakika süren o düş içinde; ayları, yılları geçirip, dolu dolu yaşarsın. O, beş-on dakikalarda; aylarca, yıllarca sürecek mutluluklar yaşar, kahkahalar patlatır bazen de çığlıklar atarak ter içinde uyanırsın. Düşlerde ne zaman, ne mantık aramayacaksın!.. O başlangıcı ve sonu olmayan zaman tünelinde; bir bakarsın çocuk olmuş ana kucağında, bir bakarsın kucağına almış seviyorsun torununu…

Okul günü buluşmalarını da bu düşlere benzetirim ben. Bir birliktelik düşünün ki, üç kuşak bir araya gelmiş; öğretmeni-öğrencisi-öğrencinin öğrencisi… Karşına çıkanı tanımak, onu kırmamak için unutmamış görünüp belleğine yüklenir insan, hı hı deyip gülücükler gönderirsin tanıyamadığın yüzlere, eski feri kalmamış gözlere… Ta ki, siyah beyaz görsellerde birliktelikler ve ortak yaşanmışlıkları dillendiren anılar ortaya çıkıp tan ağarana dek.

Artık sen, sen değilsin o zaman tünelinde, bazen bir çocuk, bazen öğretmen karşısında mahcubiyet içinde 60’lık bir öğrenci, bazen anne-baba, bazen meslek sahibi bazen de …

Aslında bizim okul buluşma günlerimiz, diğer okul günleri ve diğer meslek grubu buluşmalarından oldukça farklı. Çünkü, biz sıradan bir ortaokul, sıradan bir lise değildik. Bizler, okula kabul edildiğimiz günden yani 12 yaşımızdan beri her gün kendimize “ben öğretmen olacağım” demeye başlamıştık. Artık sınıf arkadaşlarımız, bizim meslektaşlarımız, öğretmenlerimiz de bizim birer rehberimiz, birer rol modelimizdi… En önemli farklılığımız da, biz günün 24 saatini birlikte  ve neredeyse düşlerimizi bile ortak yaşıyorduk.

Oysa diğer okullardaki öğrenciler ancak lise son sınıfta girecekleri sınav sonucuna göre meslek seçebilirlerdi. Yani en erken 18 yaşında… Benim pek çok yararını gördüğüm, yatılı okumak ve erken yaşta meslek seçiminin iyi mi, kötü mü olduğu soruları/konuları tartışılabilir, tartışılmalıdır da. Ama biz:

Hani derler ya; Niyet etmek yolun yarısıdır./ Başlamak bitirmenin yarısıdır. / Erken kalkan yol alır.. özdeyişlerinden kendimize pay çıkarırcasına 12 yaşımızda mesleğimizi belirlemiş, geleceğimizi bunum üzerine yapılandırmaya başlamıştık. İşte farklı oluşumuz bundan.

Bence bu farklılığımız, okul buluşma günlerimizi daha da coşkulu kılıyor. Bu nedenle de, bir yıl sonrası buluşmamızı iple çeker durumda oluyoruz sürekli…
Hayat bir anlamıyla, zıtların birliği dediğimiz, hem üzüntüyü hem sevinci bir arada yaşamakta olduğumuz bir düzenektir. Her yılki buluşmamızda bir doğa yasası gereği, bazı değerlilerimizin aramızdan ayrılmış olması bize derin üzüntüler verse bile, “hayat devam ediyor” deyip birlikteliğimizi; sevinç, coşku ve mutluluklarımızı paylaşarak geçiriyoruz.

Hep birlikte sağlıklı mutlu buluşmalara…



Bu yazı Radikal Blog’da:
http://blog.radikal.com.tr/yasam/okul-gunu-bulusmalarinda-gecmise-bakis-101244

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme