Nermin Ergenekon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nermin Ergenekon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2020 Çarşamba

DOĞU SİNEMASI ve KAR YOLCULARI


Öğretmen-Gazeteci-Yazar olan Nermin Ergenekon’un Nisan 2019'da çıkan “Doğu Sineması” adlı az sayfalı dev eserini henüz okudum. Eserin tamamı 74 sayfa, içinde de: “Doğu Sineması” ve "Kar Yolcuları" adlı iki öykü var. Hani 'bir çırpıda, soluksuz olarak okunabilecek kitap' derler ya işte onlardan...

Bu az sayfalı dev eserin ilk öyküsü: "Doğu Sineması" (Erzurum, bu sinema ile  1939 yılında tanışır.). 

Bu öyküde, Sinemacı Refik başkahraman, Doğu Sineması ise odak mekan gibi görünse bile, okudukça öykünün çok kahramanı ve çokça mekanının olduğunu görürsünüz. Erzurum'un; Taş Mağazaları, Çifte Minareleri, Kümbetleri, Cumhuriyet Caddesi, ... İstasyonu ve bunları çevreleyen mahalle ile sokaklardaki örtük-saklı hayatlar... 

Okudukça, yaşamımda çokça izi olan Erzurum'a yeniden gittim...  
  
Okudukça, sanki öykünün bir kahramanı oldum, rüya-hülya karışım duygularla; Doğu Sinemasında henüz film başlamamış, taş fırının nefis lahmacunlarını yiyor, bir maşrapa ayranı içiyor, herkes gibi ben de elime "sımışka" dolu bir külahı alıp sinemaya giriyor, koltuğa yerleşerek beyaz perdenin canlanmasını bekliyorum. Sonra da tıpkı ormana salık keçilerin çıkardığı seslere benzer "sımışka çıt çıtları" ile izlediğimiz filmin efektleri karışınca oluşan durumu anımsıyorum...     

Bu az sayfalı dev öykünün, çocuk, dede, nene, kadın, esnaf, hamal, kahveci, faytoncu, asker, bürokratgenelev kadını gibi  8-10 yaştan 80’li yaşlara kadar pek çok kahramanı var. Bu öyküde; hak ve özgürlüğü olmadan kocalarına, babalarına, erkeklere bağımlı olarak yaşamaya mahkûm edilmiş, çaresiz, suskun, kaderci, öfkeli kadınların; avazları, sessiz çığlıklarını var...

Öykü,“Doğu Sineması”nı odak yaparak sizi tüm örtük kalmış olaylarla, onların 'gün görmemiş' kahramanlarıyla tanıştırıyor. Bugün bile yaşam ve dünyaya bakışları pek değişmeyen bu acınası durumdaki emekçiler, çocuklar, kadınlar düşündürüyor sizi.  

Kısacası bu öykü; Erzurum’un kılcal damarlardaki bazı "dokunulmaz" alanlara dokunuyor. Bunu yaparken hem geçmişin hayal olmayan gerçek yaşanmışlıklarını kanıt olarak sunuyor, hem de günümüze kadar süregelen gerçeklere ayna tutuyor.  

Evet, bu az sayfalı dev bir öykü... Çünkü bu öykünün her paragrafında bir romana yetecek içerik var. Çünkü öyküdeki her kahraman, başrol oyuncusu olacak bir donanıma sahip.

***
Bu az sayfalı dev eserin ikinci öyküsü de "Kar Yolcuları"...

Güçsüz düşmüş Osmanlı Sarayının, güçlü komutanı damat Enver Paşa'nın, artı ve eksileri düşünmeden "Büyük Turan" hayaliyle, Çarlık Rusya’sına baskın bir savaş açmak isteği vardır. Öykü, o süreçte askerlerin ve halkın yaşadıklarını anlatıyor (ancak; öyküde, Enver Paşa konusuna hiç yer verilmemiş, bence kısa da olsa yer vermeliydi).

"Sarıkamış Harekâtı" olarak bilinen bu olay, 1914 Aralık ayında (tam da acımasız kış şartlarında) ilan edilen seferberlikle başlar. Yurdun her yerinden akın akın gelen on binlerce asker Allahuekber Dağı'na varır, düşmanla hiç karşılaşmaz,  sadece doğa ile savaşıpkar, soğuk, fırtına ve açlığa yenik düşüp donarak ölürler. Bu olay ülke çapında büyük acılar yaşatır ve tarihimize de kara bir sayfa olarak geçer.

"Kar Yolcuları" öyküsü; Erzincan-Erzurum-Bingöl sınırındaki 80 haneli bir Kürt köyü olan Başköy'de geçer. (Ermenilerin de yaşadığı bu köyde, tehcir sonrasında sadece üç yaşlı Ermeni kalmıştır).  Başköy'ün 43 erkeği askere alınınca, köyde  sadece kadın, çocuk, yaşlı ve sakatlar kalmıştır. 

O faciadan ağır yaralı olarak kurtulan Aras, babası ve köyün feodal ağası olan Beran Ağa'ya, olayı şöyle özetler: “Karşımızda düşman görmedik ki savaşalım. Dağa taşa sığmayan bu kadar canı Urus öldürmedi, soğuk öldürdü Ağam… Koskoca Alahuekber’de kardan, buzdan donmuş onbinlerce civan asker vardı. Payitahtın onları giydirecek parası yok muydu?  Onlara zulmü, katliamı Uruslardan önce payitaht yapmıştır Ağam.”

Eğer bu öyküyü okursanız, o günlerde ve sonrasında Başköy ile yakın çevrede yaşanan unutulmaz trajik olayları daha iyi anlarsınız. 

* 
Okuduğunuz, gördüğünüz, dinlediğiniz bir eser, sizi kapsam alanına alıp, içinizde çağrışımlar yaptığı, hayatınıza dokunduğu kadar etkili ve önemlidir. 

Nermin Ergenekon, (öğretmen-gazeteci-yazar) kimliklerinin verdiği kazanımlar ve becerileriyle yazdığı bu iki güzel öyküye isim verirken, bu kurala uymuş: “Doğu Sineması” ile Erzurumlu ve Erzurum'a  yolu düşenlere, "Kar Yolcuları" ile de ülkedeki herkese seslenip dokunmak istemiş. Ama bu eser okundukça sınır tanımadan herkesi kucaklayacak. 

Bence yazar, yazmaya devam etmeli...  

Diğer yazılarım için: tıklayınız