20 Aralık 2015 Pazar

Yapıverdik oldubitti…/Peki, şimdi ne olacak?


Bugün her gün olduğu gibi önce gazeteden okudum haberleri, yorumları, yazıları. Gazete kâğıdına dokunmak, kokusunu (kimyasal da olsa) solumak bir haz veriyor nedense.

Bitince gazete okumaları her gün olduğu gibi sessizce soruverdim kendime; Günün yazısı hangisi?

-Doğan Satmış’ın “Yakılan camiler ve savaşın etiği” başlıklı yazısı…

İlerde, Diyarbakır’ın sokaklarında gezen torunlarımız, “Burada 550 yıllık bir camii vardı, hendek savaşlarında yok oldu, 77 milyon da seyretti” demesin. Bu utanç hepimizin... Sözleri ile biten bu yazının, tümünü okumak gerek..

Orhan Bursalı’nın, Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Rus kadın yazar Svetlana Alexievich’in konuşmasından yaptığı; “Dünyayı nefret değil sevgi ve umut kurtaracak, nefret değil, özgürlük anlık bir tatil değil zahmetli bir yoldur”, “Yeni bir barbarlık dönemi içindeyiz, demokrasi emekli olmuş gibi..” alıntı ile beni, internette konuşmanın tümünü aramaya yönlendirdi. İyi de oldu, o oldukça uzun konuşmayı buldum okudum ve çok çok kişi okusun isterim. http://siyasihaber1.org/kaybedilmis-bir-savas-uzerine-svetlana-aleksiyevicin-nobel-edebiyat-odulu-konusmasi

Doğan Satmış ve Svetlana Alexievich’in buluştukları ortak noktayı kendimce şöyle özetledim: Bazı insanlar verilen emirlerin esiri olarak; düşünmeden, yorum yapmadan, canavarlaşan duygularıyla; doğaya, tarihe ve canlılara karşı acımasızca zararlar veriyor, sessiz çoğunluklar ise sessiz…

(Kim bilir bugün, alıntı yapamadığım, okuyamadığım daha ne çok söylevler, görüşler, okunası yazılar var…)

***

"Suçluyu kazıyın, altından insan çıkar.”

Her yıl 10 Aralık gününü de içine alan hafta “İnsan Hakları Haftası” olarak kutlanır. İnsan hakları; ırk, cins, dil, din ayrımı olmaksızın, suçlu-suçsuz, dinli-dinsiz, güçlü-güçsüz ayrımsız olarak herkesin haklarıdır.

Tayfun Atay 9 Aralık 2015 günlü yazısında: Ünlü hukukçumuz, (rahmetli) Prof. Faruk Erem’in “Bir Ceza Avukatının Anıları” adlı eserinden aldığı Suçluyu kazıyın, altından insan çıkarSözünden hareketle güzel bir yazı yazmıştı.

Bu da bana, eşini kaybetmenin büyük acısını yaşayan Rakel Dink’in (kendisi ile acı paylaşımında bulunmak için toplanan yüzbinlere), “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim…”  diyen (bence tarihe geçen) o muhteşem konuşmasını anımsattı.

İşte, bir insan hakları savunucusu avukat ile ırkçı bir anlayış sonunda, eşini kaybetmiş (acısı büyük) bir vatandaş. İkisinin de acıları görerek ve yaşayarak vardıkları ortak görüşlerini şöyle özetlemek mümkün:


Suç ve suçluyu doğuran etmenleri ortadan kaldırmadıkça, bu tür suç ve suçlular hep var olacak, yeni canlar yanacak, yeni acılar yaşanacaktır.

Neden-sonuç ilişkisine bağlı olarak oluşan doğa olaylarında olduğu gibi, insan davranışları da, gerekirci (determinist) bir oluşumun sonucuna bağlıdır.
  
***

İktidar şimdi çözümsüzlüğü çözmek için; sadece tekçi anlayışla, tek yönü gösteren gözlüklerin takmış ve güvenlikçi anlayışlara sıkı sıkı sarılmış…

Temel yöntemi; ‘kısasa kısas’

Sonuçları: (tarih, coğrafya, kültür, canlı demeden)  öç almak, yok etmek, yıkmak, yakmak, gaz sıkıp, bomba atmak…

Böylece günü kurtarmak...

Ya da, algı geliştirme/değiştirme yöntemlerini kullanarak olanları unutturmak…

Oysa öç alıp yok etmek, başka öç almaları besler içinde!

Oysa halı altına süpürülmüş dertler/acılar, geleceğe taşınarak yok olmaz!

Oysa onlar, karanlıkta beslenip, acıları yaşatacağı günleri bekleyecek!..

İşte o zaman bu gün yaşadıklarımızı, torunlarımız yaşamaya devam edecek.

Çok yazık….



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme